1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Başkanlık yolunu düze çıkaran adımlar
Başkanlık yolunu düze çıkaran adımlar

Başkanlık yolunu düze çıkaran adımlar

AK Parti'deki kongre kararının ardından genel kanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın etkisinin artacağı, fiili bir başkanlığa doğru gidildiği yönünde. Bu süreçte yazar ve araştırmacılar dikkat çekici yorumlar yapmayı sürdürüyorlar.

A+A-

Bekir Ağırdır - Kamuoyu Araştırmacısı: Fiili olarak Cumhurbaşkanı’nın dizayn edeceği bir siyaset sahnesi olacak

Üç dört nokta var özü itibariyle. Davutoğlu, başarısızlıktan dolayı gitmediğinin altını çizdi. “Kimsenin kalbini kırmadım ama, kırıldım” demeye getirdi. Bağlılık, sadakat ve vefa vurgusu yapıyor. İlkelerini vurguluyor ama, “Ben başarısızlıktan dolayı gitmiyorum” diyor. Kırıldığını söylemiş oluyor genel olarak. 

Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında çok temelde şu ayrımlar vardı: Bir terör meselesi. PKK ile mücadele ve sürmekte olan bu çatışma ortamının bitirilmesi noktasında aralarında net bir görüş ayrılığı vardır. AB ile mülteciler antlaşmasında kritik beş yapılmayanın içinde mesela terör tanımı, yolsuzluk meselesi. Davutoğlu yolsuzluk meselesi eylem planı açıkladı. Dün de açıklanan raporda yerine getirilmeyen madde o. Üçüncü, AB ile ilişkiler... Cumhurbaşkan’nın AB’ye 2004’teki gibi bakmadığını anlıyoruz. Bir de tabii, 1 Kasım’ı değerlendirmede çok ciddi bir farklılık var.

Ama yine de ne AK Parti hükümeti ne Davutoğlu, Cumhurbaşkanı’nın söylediklerinin dışında bir şey yapmıyordu. Fiili olarak artık Cumhurbaşkanı’nın dizayn edeceği bir siyaset sahnesi olacak. Bundan sonra güçlü bir cumhurbaşkanı, güçsüz bir başbakan dönemine giriyoruz.

Alper Görmüş - Yazar: İktidar şahsileşti

Öncelikle, bu süreç Türkiye’de iktidarın ne kadar şahsileştiğini gösteriyor. İktidar gücünü kullanmak, büyük ölçüde şahsileşmiş durumda. Dolayısıyla bu noktayı önemsiyorum.

İkincisi, ben Al Jazeera’ye bir yıl kadar önce, “Tayyip Erdoğan süreçleri neden böyle yönetiyor?” başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazıda daha önceki bazı tartışmalı noktalar, yani dört bakanın Yüce Divan’a gönderilmesi, şeffaflık paketi, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın aday olması sonra geri çekilmesi ve nihayet Dolmabahçe meselesi; dört temel noktada Başbakan’ın iradesinin üzeri çizilerek kullandırılmaması, bu iradenin yerine getirilmemesini ele almıştım. Orada ben kendimce şöyle bir yorum yapmıştım: Bu süreçler bence özellikle böyle yönetilmişti ve Başbakan’a esas iktidar odağını hatırlatmak amacıyla böyle yönetilmişti. Ve işlerin öyle yürütülmeyeceği o günden belliydi. Geldiğimiz noktada da bunu gördük.

Sadece hep söylenen işte, “Tayyip Erdoğan da seçilerek geldi. O da elbette yürütmeye karışacak” meselesi değil. Başbakan’ın iradesi büyük ölçüde engellendi. Bu örnekler onu gösteriyor. Zaten böyle gidemeyeceği bir yıl önce belliydi. Bu dört temel noktada neredeyse istiskâle uğratarak iradesinin uygulanmaması, işlerin nereye geleceğini gösteriyordu. Bu noktaya geldik.

Bundan sonrasında sonuçta Tayyip Erdoğan’ın rahat yönetebileceği, sözünden çıkmayacağı bir kişi olacak. Çok açık isim bilemem ama yapısı böyle olan bir kişi başbakan olacak ve sonuçta iktidarın şahsileşmesi süreci yoğunlaşmış olarak sürecek.

Ali Bayramoğlu - Yazar: Fiili başkanlığa bir adım

Türkiye siyasi tarihinde ilk defa bu kadar açık bir şeklilde bir Cumhurbaşkanı’nın bir siyasi partinin iç işleyişine ağırlık koyduğunu görüyoruz. Bunu eleştiri olarak değil tespit olarak söylüyorum. Cumhurbaşkanı'nın AK Parti teşkilatının da lideri olduğu iradesi var. Şeffaflık, yolsuzluk, Hakan Fidan konusunda Cumhurbaşkanı ile Başbakan farklı görüşlerde oldular. Cumhurbaşkanı toplum üzerinden ağırlığını kurarak kendi istediklerini yaptırdı.

Burada iki alternatifi vardı. Cumhurbaşkanı olmaya karar vermesinden sonra ya paylaşılan bir iktidar modeli ya da iktidarın bölünmezliği modeli yani tek onun elinde toplanacağı bir mekanizma olacaktı. Bunu tercih ettiğini gördük bugün.

Mesele sadece yürütme ile ilgili değildi, parti ile ilgiliydi. Örneğin, Adıyaman’daki teşkilattaki kişilerin Davutoğlu tarafından görevden alınması, Erdoğan tarafından güç yayılması olarak algılanmış oldu.
Buradaki uyumsuzluk bir iktidar paylaşımı olarak ortaya çıktı. Darbe sözleri çok ileri. Ana mekanizmalar bu kararları alıyor. Buna Erdoğan darbesi demiyoruz. Ağırlığını lider koymuştur, bu ağırlıktan hareketle partinin diğer kurumları kararlar almıştır. Dolayısıyla doğrudan müdahale değil, etki söz konusudur. Ama şu çok açıktır ki, parti içerisinde lider çok açıktı zaten. Ama artık şeffaf bir şekilde Erdoğan’dır. Yürütmenin başındaki kişi Erdoğan’dır. Türkiye fiiilî bir başkanlık rejimine, fillî olarak bir adım daha atmıştır diyebiliriz.

Orhan Bursalı - Yazar: Sürpriz bir isim gelebilir

Herşey Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "İki başlı yönetim olmaz" sözünde gizli. Anayasa ve başkanlık sistemi konusunda Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında görüş farklılıkları vardı. Davutoğlu, bağımsız siyasi kimlik inşa etmeye karar verdi. Bence herşey dört bakanın Yüce Divan’a gönderilmek istenmesi sürecinde başladı. Bu konuda Erdoğan ile Davutoğlu arasında farklılık vardı. Erdoğan aklanmanın Meclis’te, Davutoğlu Yüce Divan’da olması gerektiğini düşünüyordu. Sonuçta Saray’ın bilgisi dahilinde olduğuna yüzde 99 inandığım "Pelikan Dosyası’"ortaya çıktı. O dosya bence tırnak içinde söylüyorum "Cumhurbaşkanına karşı işlenen suçlar’’ dosyasıdır. Bu dosya işleme konuldu.

Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı’nın damadı Berat Albayrak’ın ismi AKP Genel Başkanlığı için geçiyor ama ben sürpriz, genç, dinamik bir ismin partinin başına geçebileceğini düşünüyorum. Ahmet Davutoğlu artık AKP’nin diğer küskünleri, tasfiye edilenleri arasında yerini almış oldu.

Adil Gür - Araştırmacı: Fiili durum anayasal çerçeveye oturtulamadı

Recep Tayyip Erdoğan bu partinin sadece kurucusu değil, doğal lideri. AK Parti seçmeni içinde en beğenilen lider Erdoğan çıkıyor. Türkiye’nin yüzde 62’si ülkeyi Recep Tayyip Erdoğan’ın yönettiğini düşünüyor. Hâl böyle olunca yapılacak kongrede bir küskünlük olacağını düşünmüyorum. Yeni bir liderle AK Parti’nin yola devam edeceğini düşünüyorum. Bu noktaya gelinmesinin nedeni kişiler değil, sistemdir. Türkiye’de halk tarafından partili bir cumhurbaşkanı seçildi. Fiili durum anayasal çerçeveye oturtulamadı. Sorun kişilerde değildi, sistemdeydi.

 

 

Kaynak: Al Jazeera, NTV

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler