1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. Ebu Bekr el-Bağdadi'nin yeni ses kaydı yayınlandı
Ebu Bekr el-Bağdadi'nin yeni ses kaydı yayınlandı

Ebu Bekr el-Bağdadi'nin yeni ses kaydı yayınlandı

İslam Devleti emiri Ebu Bekr el-Bağdadi uzun bir aradan sonra bir ses kaydı yayınladı. İslam Devleti resmi yayın organı Furkan Medya bir ilke imza atarak konuşmanın Türkçesini de yayınladı.

A+A-

Söz konusu ses kaydının (https://archive.org/details/Infiro_201505) İslam Devleti tarafından yayınlanan Türkçe tercümesi;

"Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Furkan Medya Müessesinin Yayınladığı

Mü’minlerin Emiri ve Müslümanların Halifesi Ebubekir El-Bağdadi’nin

-Allah onu korusun-

“Gerek hafif ve gerekse ağır olarak savaşa çıkın”

Başlıklı konuşması

Hamd, Allah’a mahsustur. O’na hamdediyor, O’ndan yardım istiyor ve O’na istiğfar ediyoruz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden Allah’a sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir. O’nun bir ortağı yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.

Ve sonra:

Allahu Teala şöyle buyuruyor: “Hoşunuza gitmese de size savaş yazıldı (farz kılındı).” (Bakara Suresi, 216)

Ayrıca şöyle buyuruyor:  “Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.” (Nisa Suresi , 74)

Bir ayette de şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Size ne oldu ki 'Allah yolunda savaşa çıkın' denildiği zaman yere çakılıp kaldınız. Ahiretin yerine dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa dünya hayatının geçimliği ahirete göre çok azdır. Eğer savaşa çıkmazsanız (Allah) size acıklı bir şekilde azab eder ve sizin yerinize başka bir topluluk getirir; siz de O'na bir zarar veremezsiniz. Allah her şeye güç yetirendir.” (Tevbe Suresi 38, 39).

Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. Allah onları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir. Onları, kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır. (Muhammed 4-5-6)

Ey Müslümanlar!

Ey Allah’tan Rab, İslam’dan din ve Muhammed’den (s.a.s.) nebi ve resul olarak razı olanlar!

Ey Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in de (s.a.s.) Allah’ın resulü olduğuna şehadet edenler!

Amelsiz söz de amelsiz iman da size bir fayda vermeyecek. Her kim “benim rabbim Allah’tır” derse ve bunda samimi ise, kendisine inananların üzerine savaşı yazan yani farz kılan ve kendi yolunda cihadı emreden, emrini yerine getirenlere (güzel) vaatte, kendisine asi olanlara da tehditte bulunan Allahu Teala’ya itaat etmesi gerekir. Ve her kim “Muhammed benim peygamberimdir” derse ve iddiasında samimi ise “Muhammed’in nefsi elinde bulunana andolsun ki Müslümanlar'a meşakkat vermeyecek olsam, Allah yolunda gazveye çıkan hiçbir seriyyeden asla geri kalmazdım. Ancak onları hayvana bindirecek imkan bulamıyorum. Onlar da beni takibe imkan bulamıyorlar. Benden geri kalmak da onlara zor geliyor”, Muhammed'in nefsi elinde olana andolsun ki, Allah yolunda gazaya çıkıp öldürülmeyi, sonra tekrar gazaya çıkıp öldürülmeyi, sonra tekrar gazaya çıkıp öldürülmeyi ne kadar isterim" diyen Muhammed’i (s.a.s.) kendisine rehber edinmesi gerekir.

Ey Müslüman! Sana orucu sadece bir ayette, cihad ve savaşmayı ise onlarca ayette emreden Rabbinin emrinden ne kadar uzaksın!

Kendisini rehber edindiğini iddia ettiğin, ömrünü Allah yolunda mücahit, Allah düşmanlarına karşı savaşçı olarak geçiren, savaşta kesici dişleri kırılan, miğferi başına saplanıp yüzünden kan akan, alnı yaralanan, miğferin halkalarından ikisi yanaklarına saplanan peygamberinden (s.a.s.) ne kadar uzaksın! (Babam, anam, canım ve tüm insanlar ona feda olsun).

Ey Müslüman!

Ey Allah Azze ve Celle’yi ve peygamberi Muhammed’i (s.a.s.) sevdiğini iddia eden! Eğer sen iddianda samimi isen sevdiğine itaat et ve O’nun yolunda savaş. Sevdiğini rehber edin. Ancak Allah yolunda mücahit olarak öl!

“Elif Lam Mim. İnsanlar yalnız: 'İman ettik' demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun biz onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah elbette doğruları da bilecek ve elbette yalancıları da bilecektir (ortaya çıkaracaktır). Yoksa kötülükleri işleyenler bizi atlatacaklarını mı sandılar? Ne kadar kötü hüküm veriyorlar! Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa (bilsin ki) Allah'ın belirlediği vakit muhakkak gelecektir. O, duyandır, bilendir. Kim cihad ederse ancak kendi için cihad etmiş olur. Çünkü Allah'ın alemlerden hiç bir şeye ihtiyacı yoktur.” (Ankebut Suresi 1-6).

“Gerek hafif ve gerekse ağır olarak savaşa çıkın ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe Suresi, 41).

Ey Müslümanlar!

Allahu Teala’nın sünneti (kanunu) hak ile batıl arasındaki çatışmanın kıyamete kadar sürmesidir.

“Allah’ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın!” (Fetih Suresi, 23).

Allahu Teala kötüyü iyiden, yalancıyı dürüstten, mü’mini münafıktan ayırmak için kullarını bu çekişme ile imtihan etmektedir.

“Andolsun, biz sizden mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız).” (Muhammed Suresi, 31).

Rabbiniz Subhanehu ve Teala sizin kötülüklerinizi bağışlamak, derecelerinizi yükseltmek, aranızdan şahitler edinmek,  müminleri arındırmak ve kafirleri helak etmek için sizin üzerinize kendi yolunda cihadı yazdı ve düşmanlarına karşı savaşmanızı emretti.

Oysa O’nun onlara karşı galip gelmeye gücü yeter. Ancak sizi imtihan etmek için böyle yapmaktadır.

“İşte o günleri biz insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Allah'ın iman edenleri belirtip ayırması ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez. (Yine bu) Allah'ın, iman edenleri arındırması ve inkâr edenleri yok etmesi içindir. Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip ayırdetmeden ve sabredenleri de belirtip ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran Suresi, 140-141-142).

Ey Müslümanlar!
Sizden her kim dini ve tevhidi üzere olduğu halde Yahudiler, Hıristiyanlar ve kafirlerle iyi geçinebileceğini (barış içinde), onların da kendisiyle iyi geçinebileceklerini, onlarla uyum içinde yaşayabileceklerini, onların da kendisiyle uyum içinde yaşayabileceğini sanarsa (iddia ederse) “Sen, onların dinine uymadıkça, Hristiyanlarla Yahudiler senden asla razı olmazlar”, “Onlar eğer güç yetirebilirse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler.”, “Kitap ehlinden kâfir olanlar da, müşrikler de size Rabbinizin katından bir hayır indirilmesini istemezler. Allah ise kendi rahmetini dilediğine özel kılar. Allah büyük lütuf sahibidir” buyuran Yüce Rabbi’nin açık sözlerini yalanlamış olur.

Bu, kafirlerin kıyamet gününe kadar Müslümanlara karşı durumudur.

“Allah’ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın!” (Fetih Suresi, 23).

Kafirlere karşı savaş, hicret ve cihad kıyamete kadar sürecektir.

Allah Resulü (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Tevbe kesilene kadar hicret kesilmez. Güneş batıdan doğana kadar da tevbe kesilmez.”

Yine şöyle buyuruyor: “Kıyamet saatine kadar atın alnında hayır bağlıdır.” (Ecir ve ganimet).

Bir hadiste de şöyle buyuruyor: “Ümmetimden bir grup kıyamet gününe kadar hak üzere sa­vaşmaya ve üstün olmaya devam edecektir.”

Ve şöyle buyuruyor: “İsa b. Meryem gökten iner, onların (Müslümanların) emiri kendisine “gel bize namaz kıldır” der. O da (İsa a.s.): “Hayır, bu ümmete Allah’ın ikramı olarak sizin bazınız bazılarınızın emiridir” der.”

Ey Müslümanlar!

Hiç kimse içinde olduğumuz savaşın İslam Devleti’nin savaşı ve ona karşı bir savaş olduğunu sanmasın. Aksine bu tüm Müslümanların savaşıdır. Her yerdeki her Müslüman’ın savaşıdır. İslam Devleti ise bu savaşta sadece mızrağın ucudur.

Bu ancak iman ehlinin küfür ehline karşı savaşıdır. Savaşınıza katılın ey her mekandaki Müslümanlar!

Bu, mükellef tüm Müslümanların üzerine vaciptir. Her kim de geri kalır ya da kaçarsa Allah Azze ve Celle ona öfkelenir, onu acıklı bir azapla azaplandırır.

“Ey iman edenler, toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin (savaştan kaçmayın). Kim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe katılmak için yer tutanın dışında- arkasını çevirirse, gerçekten o, Allah'tan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o.” (Enfal Suresi, 15-16).

“Eğer savaşa kuşanıp-çıkmazsanız, O sizi pek acı bir azabla azablandıracak ve yerinize bir başka topluluğu getirip değiştirecektir. Siz O'na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz.” (Tevbe Suresi, 39).

“Kim cihad ederse ancak kendi için cihad etmiş olur. Çünkü Allah'ın alemlerden hiç bir şeye ihtiyacı yoktur.” (Ankebut Suresi, 6).

İslam Devleti’ne hicret etmeye ya da bulunduğu mekanda silah taşımaya gücü yeten bir Müslüman’ın mazereti yoktur. Zira Allahu Teala ona hicreti ve cihadı emretmiş, onun üzerine savaşı yazmıştır (farz kılmıştır). Bizler her yerdeki tüm Müslümanları İslam Devleti’ne hicret etmeye ya da nerede ise bulunduğu o mekanda savaşa çağırıyoruz.

Sizleri zayıflığımızdan ya da acizliğimizden çağırdığımızı sanmayın!

Bizler Allah’ın lütfuyla güçlüyüz. Allah’la güçlüyüz. Allah’a imanımızla, O’ndan yardım dilememizle, O’na sığınmamızla, hiçbir ortağı bulunmayan yalnız O’na tevekkül etmemizle, O’nun hakkındaki hüsnü zannımızla güçlüyüz. Çünkü savaş Rahman’ın evliyaları ile şeytanın evliyaları arasında. Ve Allahu Teala savaş bir lehte bir aleyhte olacak ve her iki tarafa da yara değecekse de kendi ordusuna yardım edecek, (mümin) kullarını (yeryüzünde) halife kılacak, dinini koruyacaktır.

Ey Müslüman!

Seni zayıflıktan ya da acziyetten dolayı çağırmıyoruz! Seni, sana nasihat olsun diye, sana sevgimizden, şefkatimizden dolayı çağırıyoruz. Sana hatırlatıyor ve seni çağırıyoruz ki; Allah’ın gazabı, azabı ve cezasına uğrama!

Seni çağırıyoruz ki dünya ve ahiret hayrından günahların bağışlanmasına, haseneler (iyilikler) kazanılmasından derecelerin yükseltilmesine, Allahu Teala’ya yakınlıktan nebiler, sıddıklar, şehitler ve saihlerle dostluğa; Allah yolundaki mücahitlerin eriştikleri hayrı kaçırma!

Seni; zillet, aşağılanma, alçaklık, bağımlılık, ziyan, boşluk ve fakir hayatından kurtulup izzet, onur, efendilik ve zenginlik hayatına çağırıyoruz.

“Sizin seveceğiniz bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele.” (Saff, 13).

Ey Müslümanlar!

İslam dini hiçbir gün barış dini olmadı. İslam dini savaş dinidir. Zira sizin peygamberiniz alemlere rahmet olarak kılıçla gönderildi ve sadece Allah’a kulluk edilene kadar savaşmakla emrolundu.

Allah Resulü (s.a.s.) kendi kavminden beyazıyla da siyahıyla da savaşmış, kendisi bizzat onlarca gazveye çıkmış, savaşlara katılmış, savaştan hiçbir gün durulmamıştır. Rumlara karşı Tebuk’e çıktığında yaşı (s.a.s.) 60’ın üzerindeydi.

Allah Resulü (s.a.s.) vefat ettiğinde (vefat etmeden hemen öncesinde) Usame bin Zeyd’in (r.a.) ordusunu hazırlıyordu.

Son vasiyetlerinden biri de “Usame’nin ordusunu gönderin” idi.

Aynı şekilde kendisinden sonra ashabı ve tabiin de yeryüzüne hakim olana, doğuyu-batıyı fethedene, milletler kendilerine tabi olup tüm dini inançlar kendilerine boyun eğene kadar yumuşamadılar ve onlarla iyi geçinmediler.

Kıyamete kadar onlara tabi olanların hali de böyle kalacak. Zira peygamberimiz (s.a.s.) bize ahir zamanda olacak savaşları haber verdi. Bize bu savaşlarda zafer kazanacağımıza dair vaatte bulunup müjdeledi ki o (s.a.s.) sadık (doğru sözlü) ve masduktur  (doğrulanandır).

İşte biz bugün bu savaşların başlangıcını görüyor ve bu savaşlarda zaferin kokusunu alıyoruz.

Eğer Haçlılar bugün Müslüman halkı hedef almaktan kaçındıklarını ve içlerinden sadece silahlıları hedef almaya bağlı kaldıklarını iddia ediyorlarsa yakında her mekanda her Müslüman’ı hedef aldıklarını göreceksiniz.

Bugün Haçlılar hala haç ülkelerinde olan Müslümanlara baskı yapmaya, onları gözetleyip tutuklamaya, onlara karşı savaşa başlamışlarsa yakında onları kaçırıp öldürdüklerini, esir aldıklarını, dininden dönüp de onların dinlerine tabi olanlar dışındakileri aralarında bırakmadıklarını göreceksiniz.

Size söylediğimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a bırakıyorum...

Ey Müslümanlar!

Siz onların dinlerine tabi olana ve dininizden dönene kadar Yahudiler, Hıristiyanlar ve kafirler sizden razı olmayacak ve size karşı savaşı bırakmayacaklar.

Bu sizin yüce Rabbinizin sözü, sadık ve masduk olan peygamberinizin (s.a.s.) haber verdiğidir.

Amerika ile Yahudilerden, haçlılardan, Rafızilerden, laiklerden, ateistlerden, mürtedlerden müttefikleri ise koalisyonlarının ve savaşlarının mustazafları ve mazlumları desteklemek, yoksul zavallılara yardım etmek, felaketzedelerin imdadına yetişmek, köleleştirilmişlerin kurtarılması, masum ve barışseverlerin savunulması ve akan kanın durdurulması için olduğunu iddia etmektedirler. Kendilerinin hak, hayır ve adalet tarafında olduklarını, Müslümanlarla yanyana kötülük ve zulme karşı savaştıklarını; hatta İslam’ı ve Müslümanları savunduklarını öne sürmektedirler.

Onlar yalan söyleyen, Allah ve Resulü (s.a.s.) doğru söyleyenler değil mi?

Ey Müslümanlar!

Kutsal topraklarda, Yemen’de, Şam’da (Şam bölgesinde), Irak’ta, Mısır’da, Fas’ta, Horosan’da, Kafkaslar’da, Hindistan’da, Afrika’da ve her mekanda ülkelerinizi yöneten tağut yöneticiler Yahudilerin ve haçlıların müttefikleridir. Dahası onların kölelerinden ve koruma köpeklerinden başka bir şey değildirler. Yahudilerin ve haçlıların liderlik ettikleri, silahlandırdıkları ve eğittikleri (tağut) orduları da ancak sizi bastırmak, zayıflatmak, Yahudilere ve haçlılara köle yapmak, dininizden döndürmek, Allah yolundan saptırmak, ülkelerinizin zenginliklerini yağmalamak ve mallarınızı gaspetmek için mevcuttur.

Bu gerçek artık günün ortasındaki güneş gibi apaçıktır. Bunu ancak Allah’ın, nurunu söndürdüğü, basiretini körelttiği ve kalbini mühürlediği kimse inkar eder.

Arap Yarımadası’nın yöneticilerinin (gönderdikleri) uçakları, Peygamberimizin (s.a.s.) (İsra gecesi) gece yürütüldüğü toprakları kirleten, Filistin’in Müslüman halkına zulmeden Yahudileri neden vurmuyor?

Al-i Selul (Suud ailesi) ve müttefiklerinin Burma’da kökleri kazınan, her gün en kötü şekilde azap gören 1 milyon Müslüman’a yardımları nerede?

Halep’te, İdlip’te, Hama’da, Humus’ta, Şam’da ve diğer yerlerde Müslümanların evlerini; içlerindeki kadınlardan, çocuklardan ve mustazaflardan oluşan ev sakinlerinin başlarına yıkan Nusayri varillerine ve toplarına karşı gururları nerede?

Arap Yarımadası yöneticilerinin her gün Şam topraklarında, Irak’ta ve tüm Müslüman topraklarda tecavüz edilen kadınlar hususunda göstermesi gereken gayreti, hırsı nerede?

Mekke ve Medine yöneticilerinin Çin’de ve Hindistan’daki Müslümanlara; Müslümanlar’ın Hindular tarafından her gün öldürülmeleri, yakılmaları, tecavüze uğramaları, vücutlarının parçalanması, yağmalanığp soyulmaları ve hapse atılmaları mukabilinde Müslümanlara yardımı nerede?

Arap Yarımadası’nın yöneticilerinin rezillikleri ifşa edilmiş ve ayıplanacak davranışları ortaya çıkmıştır.

(Varolduğu) iddia edilen meşruiyetlerini kaybetmişlerdir. Müslüman halk bile onların ihanetini (hainliğini) açıkça bilmiştir.

Hakikatleri ortaya çıktı, Yahudi ve haçlı efendilerinin yanındaki selahiyetleri sona erdi. onları safevi rafızileriyle ateist kürtlerle değiştirmeye başladılar. Al-i selul, efendilerinin onları terk ettiğini, çürümüş pabuç gibi onları attığını ve değiştirdiğini anlayınca, rafizilerle savaştıklarını göstermek için yemendeki rafizilere saldırı başlattılar.

Bu “Asifetu Hazm” nedir? Allah’ın izniyle ölmeden önceki son nefesleridir. Verilen son nefesteki çırpınıştır. 

Haçlı kölesi ve yahudi dostu Al-i selul, hiçbir zaman müslümanlara rablerinden bir hayrın gelmesini istemez. Genelde tüm müslümanların özelde filistinlilerin faydasına olan durumlarda sözleşmelerine değer vermemeye başladılar. Daha sonra Irak’ta ehli sünnete karşı savaşmak konusunda senelerce rafızilerle anlaşmalı kaldılar. Daha sonra senelerce ölüm ve yıkım varillerini Şam’daki müslümanların üzerine attılar. Müslümanların, nusayriler tarafından öldürülmelerini, hapsedilmelerini, kesilmelerini, yakılmalarını, namuslarının kirletilmelerini, mallarının alınmasını, evlerinin yıkılmasını zevkle izleyerek bundan faydalandılar. Şimdi ise Yemen’de rafızilere karşı ehli sünneti müdafaa ettiklerini iddia etmekteler. Dikkat edin! yalan söylediler, hainlik ettiler ve rezil oldular.

Onların bu mücadelesi, Haçlı ve Yahudi efendilerine karşı varlığını ispat etmek için bende varım demelerinden başka bir şey değildir. İnsanları, her tarafta sesi yükselmeye ve herkes tarafından hakikati anlaşılmaya ve etrafında toplanmaya başlanılan İslam Devleti’nden alıkoymaya çalışmalarından başka bir şey değildir. Onların bu mücadelesi bedbaht bir kuruntu fırtınasından başka bir şey değildir.

Rafızilerin ateşi tahtlarını sardıktan, orduları arap yarımadasındaki ehlimize kadar ulaştıktan sonra bu mücadeleye başladılar. Bu durum, arap yarım adasındaki müslümanların kendilerini müdafaa etmek için İslam Devleti etrafında toplanmalarına vesile olcaktır. Arap yarımadasındaki yöneticilerin ve Al-i selul’ün üzerinde durdukları ve kalelerini sarsacak olanda budur.

Bu onların iddia ettikleri şer fırtınalarıdır. Ve Allah’ın izniyle sonları olacaktır. Allah’ın izniyle yakın sonlarıdır.

Al-i selul ve cezire yöneticileri savaş ehli değillerdir. Buna dayanacak da değillerdir. Onlar ancak refah ve rahatlık ehlidirler. Sarhoşluk, fuhuş, raks ve şölen ehlidirler.

Yahudi ve haçlıları korumada azıttılar. Kalplerine zillet, rezillik ve kölelik sevdirilmiş.

Ey yeryüzündeki tüm Müslümanlar!

Bu çatışmanın hakikatini anlama vakti geldi. Bu küfür ve iman arasında gerçekleşen bir çatışmadır. Yaşadığınızın yerdeki yöneticilerin hangi tarafta durduğuna ve hangi topluluğa bağlandıklarına bakın.

Ey ehli sünnet! tek hedefin siz olduğunuzu bilin. Bu savaş, ancak size ve dininize karşı yapılan bir savaştır. Şimdi, şerefinizi, izzetinizi, haklarınızı ve üstünlüğünüzü geri getirecek, dininize ve cihadınıza dönme vaktidir. Şimdi, izzet, şeref, iyilik, emniyet ve haklarınızın size ancak hilafet gölgesinde verileceğini öğrenme vaktidir.

Bizi üzen asıl şey, ehli sünnetin kadınları, çocukları ve ailelerini ırakta, rafizilerin ve kafir kürtlerin otoritesindeki bazı yerlere sığındıklarını, onların kapılarında zelil ve  avare bir şekilde durduklarını görmemizdir.

Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur.

Müslümanların bu zilletini ve avera olmalarının günahını, tağutların destekçisi olan kötü alimler ve cehennem kapılarına davet eden davetçiler yüklenecektir. Çünkü onlar bu miskinlerin kafasını karıştırmakta, islam devletinin şerrin sebebi ve belanın kaynağı olduğunu söylemektedirler. İslam Devleti olmasaydı rahatlık, refah, emniyet ve selamet içinde yaşayacaklarını anlatmaktadırlar. Rafızi, mürted, haçlı ve inkarcı kafirlerin hayr, adalet, rahmet ve şefkat eli olduğunu anlatmaktadırlar. Bunların Müslümanları savunduklarını ve selameti için çalıştıklarını söylemektedirler. Muhakak bunlar aldatıcı gemilerdir.

Ey Irak’taki Sünni’ler! Özellikle Anbar’daki ailelerimiz, şunu kesin olarak bilin ki; sizin memleketinizi ve evlerinizi terk edip ateist kürtler ve rafızilere sığınmanız, evsiz, barksız bir şekilde şehirlerde dolaşmanız kalplerimizi parçalamaktadır. Sizin ehillerinizden birileri her ne kadar mürted olup Allah’ın dinine savaş açmış, rafızi ve haçlıları veli edinmişse bile, biz sizleri onların kötülüklerden sorumlu tutacak değiliz. Memleketinize dönün, evlerinize girin. Allah’tan sonra İslam devleti’nde ehlinize sığının. Allah’ın izniyle orda sıcak bir kucak ve emniyetli bir sığınak bulacaksınız. Siz, bizim ehlimizsiniz. Sizi, namasunuzu ve malınızı müdafaa ederiz. Sizin iyiliğinizi ve izzetinizi istiyoruz. Sizin emniyetinizi ve selametinizi istiyoruz. Sizin ateşten kurtulmanızı istiyoruz.

Allah’tan sonra İslam devletine sığının. Neyi bekliyorsunuz. Hakikat, gündüzden daha açık hale geldi artık. Kindar rafizilerin gerçek yüzü ortaya çıktı. İşte onlar bugün Bağdat ve diğer yerlerde ehli sünnet olarak hesap edilen herkesi kesmektediler. Ehli sünnetin mürtedlerinden olan sahavatı, askerlerini, dostlarını, yardımcılarını, ayak takımlarını ve köpeklerini bile öldürmektedirler.

Müslümanlar, islam devleti mıntıkalarında, tek olan Allah’ın fazlıyla rablerinin şeriati otoritesinde izzetiyle ve güzelliğiyle emin bir şekilde ve refah içinde yaşarken, işlerine ve ticaretlerine gidip gelirken, kötü alimlerin kendilerini kandırdığı, Allah’ın hükümlerinin uygunlandığı İslam Devleti’nden kaçıp avare, zelil, korkak ve sürekli etrafını gözetleyerek rafızilerin otoritesinde yaşamaktadırlar.

Allah hamd ve şükürler olsun.

Haydi müslümanlar Allah’tan sonra devletinize sığının.

Halen safevi ve haçlıların, rafızi çeteleri, askerleri ve sahavatın saflarında kalanlara yeni bir çağrıda bulunuyoruz. Allah’a tevbe edin. Müslümanlara karşı kafirlere yardımı terkedin. Umulurki Allah azze ve celle tevbelerinizi kabul eder ve sizi bağışlar. Bu vesileyle cehennemden kurtulursunuz.

Haydi tevbeye koşun! Muhakkak tevbe kapısı güneş batıdan doğana kadar kapanmayacaktır. Ölüm gelmeden, vakit tükenmeden tevbe edin. Dünyada zarar ettiniz, bari başkasının dünyası için ahiretinizde de zarar etmeyin. Mücahitlerin eline düşmeden tevbe edin. Yoksa sizin için bir tevbe kalmaz, dünya ve ahirette zarar etmiş olursunuz. Tevbe edin ve ehlinize geri dönün ve ailenize sığının.

Tevbe edin, bizi çokça merhametli bulacaksınız. Tevbeniz, sizi öldürmekten veya sizi yurtlarınızdan sürmekten bize daha sevimlidir.

Tevbe edin, zayıf olduğumuz için sizi tevbeye çağırmıyoruz. Bilakis kılıçlarımızın iki yay arası veya daha az bir mesafe boyunlarınızda olduğu halde sizi tevbeye çağırıyoruz. Eğer tevbe ederseniz bizden iyilik ve hayırdan başka bir şey görmeyeceksiniz.

Ey İslam devleti askerleri!

Sabit kalın! çünkü siz hak üzeresiniz. Sabırla Allah’tan yardım isteyin. Muhakkak ki zafer, sabırla beraber gelir. Ve muhakkak ki zafer sabredenindir.

Sabredin! Çünkü haçlılar enerjisini tüketti, rafıziler bocalamaya başladı ve yahudiler korkmaya ve ve ürkmeye başladılar.

Allah’ın fazlıyla sizin düşmanlarınız dünden daha zayıf ve gittikçe daha da zayıflamaktadırlar. Allah’a hamd olsun.

Allah’ın fazlıyla kibirlenmeksiniz söylüyorum ki, siz dünden daha güçlüsünüz ve gittikçe dahada güçleniyorsunuz.

Sabredin!

Muhakkak ki; iki güzellikten biri sizi beklemektedir. O ancak tek bir nefistir. onu değer vermeden Allah yolunda harcayın.

“Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran'da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük başarıdır.” (Tevbe 111)

Bağdat’ın kuzeyinde ve güneyinde bulunan kayadan daha sert, taşları sırtlanmış hilafet askerlerini, akide aslanlarını övmeden sözümü bitirmeyeceğim. Onlar, hergün rafizileri kendi yuvalarında ve karargahlarının ortasında vuruyor ve burunlarını sürtüyorlar.

Helal olsun sizlere, helal olsun sizlere...

Birinizi, bin sayıyoruz. Müslümanlar sizin büyük işlerinizden ve önemli durumlarınızdan haberdar olmasalar da, ne gökte nede yerde hiçbir şeyin ona gizli olmağı yüce rabbiniz size yeterdir.

Onurlu Kerkük ve Kuzeydeki ehli sünnetin kalesi Beyci, Ensar ve muhacirlerden, tevhidin yiğitlerini, islamın kahramanlarını, mücahitlerin cesurlarını övmeden sözlerimi bitirmeyeceğim. Çünkü onlar müslümanlara karşı birleşmiş küfür milletleriyle vuruşuyorlar.

Sabit kalın!

Bugün islam devletinin ayakları, en ağır ayaklardandır. Sesi, en gür seslerdendir. Öne sürülen vücut parçaları ve kanlar buna delildir. Canlarını hiç önemsemeden islamı savunmak ve korumak için feda ettiler.

Amerika, avrupa, avusturalya ve kanada’daki yahudi ve hristiyanların kalplerine öfke, omuzlarına acziyet, yataklarına kadar korkuyu saldılar.

Helal olsun sizlere, helal olsun sizlere...

Nebi sallahu aleyhi ve sellemin gönderildiği kuran ve kılıca, müslümanlar sarıldıkları sürece yenilmeyeceklerini ispatladınız.

Sabit kalın! Size canım feda olsun..

Sabit kalın!

Sizin ırakta rafızi ve dostlarına vurmanız haçlıların enerjilerini tüketiyor ve hilafet rükünlerini sağlamlaştırıyor. Yemen’deki husileri ve Şam’daki nusayrileri bile sarsmaktadır.

Anbar’daki vela bera aslanlarını övmeden de geçmiyeceğim.Çünkü Onlar mürtedlerin kalelerini yıktılar. Onlara zillet nakaratlarını yutturdular. Onları dağıttılar ve avare bıraktılar. Amerika ve dostlarına rağmen, Anbar’ı mürtedlerin gözlerinden ve rafızilerin kursağından çekip aldılar.

Helal olsun sizlere, helal olsun sizlere...

Bu aleme, izzetin, Allah’a Resulüne ve mü’minlere ait olduğunu öğrettiniz.

Sabit kalın! helal olsun sizlere.

Bir dahaki buluşma yerimiz Allah’ın izniyle Bağdat ve Kerbela’dır.

Sina’daki muvahhid hilafet aslanlarını da övmeden geçmiyeceğim. Onlar ki; özgür ve izzetlidirler. Barışı kabul etmeyip, İzzet, keramet ve erkeklik yolunu seçtiler. Zillet ve alçaklıktan yüz çevirdiler. Kanlarını ve boyunlarını bu dine feda ettiler.

Helal olsun sizlere, helal olsun sizlere..

Biz sizi böyle biliyoruz. Allah en iyi bilendir.

Siz Allah azze ve cellenin “Mü’minlerden öyle erkekler vardır ki Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar.” ayetinde bahsettiği kimselersiniz.

Allah azze ve celleden isteğim, sizi kısa bir zaman sonra Mescid-i Aksa’da görmektir. Yahudilerin korkunuzdan yataklarını zırhtan yapmaları azık olarak size yeterdir.

Rakka’da, Musul’da, Halep’te, Dicle’de, Fırat’ta, Cezire’de, Bereke’de, Hayr’da, Humus’ta ve Hama’daki hilafet askerlerini de övmeden geçmeyeceğim.

Helal olsun sizlere, ey İslam’ın kahramanları. Helal olsun sizlere! savaşı kontrol altına aldınız ve islamın şerefini geri getirdiniz.

Sabredin! sabit kalın! tedbirinizi alın!

Allah’ın düşmanları kuvvet topluyor, kükrüyor, musul ehlini korkutuyor ve tehdit ediyorlar. Biz biliyoruz ki onlar, Musul’dan önce Rakka ve Haleb içinde güç toplamışlardı.

Tedbirinizi alın!

Dımeşk ve Diyala’daki sabırlı, dirençli ve saldırgan hilafet aslanlarını da övmeden geçmeyeceğim.

Helal olsun sizlere, helal olsun sizlere...

Sizin gibilerin olduğu bir ümmet yenilmeyecektir.

Libya, Cezayir ve Tunus’taki kahraman ve yiğit hilafet askerlerini de övmeden geçmeyeceğim.

Helal olsun sizlere! sabit kalın! Sabredin!

Allah’ın izniyle akibet sizin olacaktır.

Batı Afrika ve Horasan’daki islam devleti mücahidlerini de övmeden geçmeyeceğim. Beyatlerini tebrik ediyorum. Allah’tan onları sabit kılıp onlara fetihler nasip etmesini, bulundukları yerde temkin vermesini diliyorum.

Helal olsun onlara...

Yemen’deki hilafet askerlerinide övmeden geçmeyeceğim. İlerlemelerini tebrik ediyor ve onlardan daha fazlasını bekliyoruz.

Helal olsun onlara...

Dünyanın neresinde olursa olsun tağutların hapishanelerinde yatan kardeşlerimi de hatırlatmadan geçmeyeceğim. Onlara şunu diyorum: birgün olsa bile sizi unutmadık ve Allah’ın izniyle ebediyyen unutmayacağız. Elimize geçen hiçbir fısatı kaçırmadan, hiçbir genişliği küçümsemeden ve ulaştığımız gayreti en sonuncunuza kadar sizleri özgürleştirmek için kullanacağız.

Sabredin ve sabit kalın!

Al-i Selul’un (Suud ailesi)  hapishanelerindeki zorluğu özellikle bilmekteyiz. Allah azze ve celle onları ve yardımcılarını zelil kılsın.

Kitabı indiren, hesabı çarçabuk gören ey Rabbimiz, düşmanlarımızı hezimete uğrat. Allah’ım! onları yenilgiye uğrat ve onları zelil kıl.

Allah’ım! onlara karşı bize yardım et.

Allah’ım! Amerika’yı, mürted, inkarcı, rafızi, hristiyan ve yahudi dostlarını sana havale ediyoruz.

Allah’ım! mallarını mahvet. Kalplerini sıkıştır. Elem verici azabı görene kadar eminlik görmesinler.

Allah’ım! bizi, günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılığımızı bağışla. Ayaklarımızı sabit kıl. Kafirlere karşı bize yardım et.

Son duamız: Alemlerin Rabbine hamd olsun."

 

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum