1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Ebu Hanzala Hoca'nın mahkeme konuşmasının tam metni
Ebu Hanzala Hoca'nın mahkeme konuşmasının tam metni

Ebu Hanzala Hoca'nın mahkeme konuşmasının tam metni

23-24 Şubat tarihlerinde İstanbul Çağlayan Adliyesi'nde görülen ve basın tarafından "IŞİD davası" olarak lanse edilen Ebu Hanzala Hoca ve Tevhid Dergisi camiasına mensup 7 kişinin de aralarında bulunduğu 96 kişinin yargılandığı davayla ilgili tüm detaylar

A+A-

2007 yılından bu yana Ebu Hanzala Hoca öncülüğünde Tevhid Daveti'nin halklara ulaştırılması adına başlattıkları davet çalışmaları ile tanınan Tevhid Dergisi camiası bir mahkeme sürecinde daha farklı suçlama ve isnatlarla karşı karşıya kaldı.

9 yıllık süreçte Tevhid Dergisi camiasına birçok operasyon yapıldı. Bunlardan dört tanesi, Ebu Hanzala Hoca'mızın da içerisinde bulunduğu operasyonlardı. 2015 yılında yapılan operasyonlar kapsamında hazırlanan dosya, kasıtlı bir şekilde farklı bir iddianame ile birleştirilerek, 23-24 Şubat tarihlerinde ilk duruşması görüldü.

Görülen ilk duruşma ülke gündeminde basın kuruluşlarının haksız ithamları ve mağduriyetlere göz yummasıyla yerini aldı. Bir çok suçlamaya, iftiraya, asılsız iddialara uğrayan bizler ise genel olarak susmayı tercih ettik. Sermayenin ve çökmeye yüz tutmuş köhne gazetecilik anlayışına bürünen basın mensuplarının eteklerindeki tüm taşlarını dökmesini sabırla bekledik. 

Türkiye'de basının neden bir türlü özgür olamadığının cevabı

Bu bağlamda mahkemenin ilk günü davaya büyük bir ilgi gösteren basın mensuplarının ikinci gün hemen hemen hiçbirinin duruşma salonuna dahi gelmemesi davaya yönelik her zamanki taraflı tutumun kanıtı niteliğinde değerlendirildi.

İki gün boyunca tüm manşetlerde "IŞİD davasında beş ayrı saldırı ile yargılanıyorlar" şeklinde açık bir iftira ve ithamla müslümanlara saldıran basın mensupları, ilk gün iddianamenin okunması sırasında salonda olmalarına rağmen düşük bir seviyede seyr eden gazetecilik anlayışlarını yerlerde sürünmekten kurtaramamışlardır. Tutuklu-tutuksuz tüm sanıklara yönelik negatif tutumuyla sanıkların inancını yargılayan üye hakimin herkesin gözü önünde okuduğu iddianamede 5 ayrı saldırı bir yana tek bir şiddet eyleminden bahsedilmemiş olması ise insan olmanın getirdiği asgari ahlaki değerlerden yoksun basın mensuplarının vicdanlarını harekete dahi geçirmeye yetmedi. 

Mahkemede okunan, Ebu Hanzala Hoca ve Tevhid Dergisi camiası mensubu 7 kişinin yargılandığı 112 sayfalık 400 No'lu iddianamenin tek satırında dahi ne bir saldırı iddiası ne de bir kanıta dair ifadeye yer verilmemiştir. 

Aksine mahkeme salonunda yaşananlar, elini vicdanına koyma erdemine sahip olan herkese bu davanın bir terör davasından ziyade inandıkları değerler nedeniyle türlü suçlamalara maruz bırakılan sadece Rabbine iman eden bir topluluğunun yargılandığını gösterecektir. 

Hiç bir somut suçlama olmadan silahlı terör örgütüne üye olmakla itham edilen sanıklara sorulan soruların aslında "Bu şekilde inanmaya ne bir hakkınız ne de bir özgürlüğünüz var" gerçekliğini ortaya çıkardığı görülmektedir. Özellikle üye hakimlerden birinin avukatlara dahi duruşma seyri dışında "Siz de devleti tağut olarak görüyor musunuz?" şeklinde sorular yöneltmesi davanın hiç de basında servis edildiği gibi bir içeriğe sahip olmadığını göstermektedir.

Sanıkların inanç hürriyetlerini hedef alan sorular yönelten üye hakim sanıklara "Şimdi annen baban müslüman mı?" , "IŞİD kafir mi müslüman mı?", "Senin niye sakalın kısa şimdi kafir olmadın mı?", "Elinizde mühür mü var?", "Bu ülkeden gidin o zaman", "Savunmana imza atacak mısın? Atınca kafir olmuyorsun değil mi?" gibi mahkemenin seyri içinde oldukça iğrelti duran sorularla sanıkların inandığı değerleri araştıran, alaycı bir üslupla aşağılayan ifadeler kullanması reddettiğimiz demokrasinin nedenli büyük bir çelişki içerisinde olduğunu gözler önüne sermektedir.

Son olarak, ikinci günün sonunda söz alan Baro tarafından görevlendirilen bir avukatın ifadeleri basının gözünden kaçsa da çok önemli mesajlar ve tespitler içeriyordu. Baro tarafından atanan müdafi avukatı söz aldığında öncelikle oldukça heyecanlı olduğunu daha önce böyle bir dava görmediğini, burada bulunan sanıkların inançlarından dolayı yargılandığının altını çizdi. Dışarıdan bakan bir kişi olarak burada yaşananların kendisini duygulandırdığını ifade etti.  

Ebu Hanzala Hoca'nın Mahkeme Konuşması

Ebu Hanzala Hoca daha önce çeşitli vesilelerle defalarca kez beyan ettiği akide ve menhec esaslarımızı, savcı tarafından iddianemede konu edildiği için bir kez daha mahkeme heyeti önünde şu şekilde ifade etti;

"Allah’ın adıyla. Allah’a hamd, Rasulüne salat ve selam olsun…

Öncelikle hakkımda açılan iki dosyanın birleştirilme kararıyla ilgili olarak konuşmak istiyorum. İlk olarak tutuklandığımız zaman hakkımızda 400 No'lu iddianame hazırlandı. Daha sonra yaşanan süreçte ‘IŞİD dosyası’ diye yeni bir iddianame hazırlanarak açıklandı.

'Lideri ve üyesi olduğum iddia edilen örgütler savaşıyor'

Bu iki dosyanın birleştirilmesinin tek gerekçesi, benim; bir dosyada ‘El-Kaide’nin Türkiye sorumlusu(!)’ olarak gösterilmem, öbür dosyada ise ‘İslam Devleti-IŞİD üyesi olarak gösterilmem. Bunun dışında 400 No'lu iddianamede yargılanan hiçbir şahsın 385 No'lu dosyada ismi geçmemekte, 385 No'lu dosyada ismi geçen şahısların 400 No'lu dosyada ismi geçmemektedir. İddianameyi hazırlayan savcı şahsımı 385 No'lu iddianameye dahil ederken bir şeyi gözden kaçırmış. Benim ismim o dosyada geçiyor ama bir örgüt üyesi olarak değil bilakis dosyada yer alan bazı tapelerde (telefon kayıtlarında) İslam Devleti’nin (IŞİD) üyelerinin kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda benim kendilerine mesafeli olduğuma dair konuşmalar var. Zaten mantıksal olarak da bir adamın bir örgütün lideri olması ve aynı zamanda da başka bir örgütün üyesi olması ve işin garip tarafı bu iki örgütün de birbiri ile savaşıyor halde olması çok da mümkün değildir."

Ebu Hanzala Hoca bu beyandan sonra iddianame içerisinden çeşitli örnekler vererek çelişkileri ortaya koymaktadır. 

Daha sonrasında iddianamede sıklıkla "IŞİD ile paralellik gösterdiği" iddiasıyla suç unsuru gibi gösterilen İslam itikad ve esasları üzerine yaptığı açıklama ve değerlendirmeler şu şekildedir;

"Savcı dosyada bizim inancımızı anlatıp daha sonra da şunu belirtmiş: ‘Bu inanç, el-Kaide’nin ve IŞİD’in inancı ile paralellik gösterir. Öyleyse bunlar da IŞİD’dirler.’

Ayrıca savcı bizimle alakalı olarak şöyle demiş: ‘Bunlar demokrasinin şirk olduğuna, parlamenter sistemlerin (Allah’ın dışında bir otorite olduğundan dolayı) putperest sistemler olduğuna ve Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenlerin kafir olduğuna inanırlar.’

Evet. Bu, benim akidemdir, inancımdır. Ben, Allah adına bu şekilde inanıyorum. Bunun sebebine gelince;

Çünkü ben Müslümanım. Bir Müslüman inancını, yaşantısını ve hayatını Allah’ın kelamına yani Kur’an-ı Kerim’e göre düzenlemelidir. Ve Kur’an-ı Kerim’de Allah (ac) diyor ki:

اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Hakimiyet/Otorite/Yasama sadece ve sadece Allah’a aittir ve Allah O’nun dışında hiç kimseye ibadet etmemenizi size emretmiştir. Dosdoğru din budur. Fakat insanların birçoğu bilmezler.” (Yusuf 40)

Yani Allah (ac) diyor ki; Hakimiyet de egemenlik de kayıtsız şartsız benimdir. Demokrasi de diyor ki; Hakimiyet de egemenlik de kayıtsız şartsız milletindir.

Benim bir Müslüman olarak demokrasiyi bu haliyle benimsemem asla mümkün değildir.

Allah (ac) Şura suresi 21. ayet-i kerimesinde diyor ki:

اَمْ لَهُمْ شُرَكٰٓؤُ۬ا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللّٰهُۜ

“Allah’ın izin vermediği konularda onlara kanunlar yapan ortakları mı vardır?”

Allah’ın kitabına ve Rasulü’nün (sav) sünnetine uymayan her türlü kanunu koyanlara ‘Allah’ın dışında şirk koşulan, put edinilen, ibadet edinilen ortaklar’ olduğunu söylüyor.

Benim dinime göre içki haramdır. Mevcut anayasaya göre 18 yaşından büyük biri içki içebilir. Benim dinime göre zina haramdır. Mevcut yasaya göre 18 yaşındaki bir kişi devletin açtığı, vergi aldığı, başına polis diktiği evlerde(!) gönül rahatlığı ile zina yapılabilir. Benim dinime göre kumar haramdır ama devletin yasalarına göre milli şans oyunları devletin eliyle icra edilmektedir.

Mahkeme Başkanı: Devlet ile din aynı şeyler değil ki…

Ebu Hanzala Hoca: Ben de onu anlatıyorum. Benim bu devleti benimsemem mümkün değildir. Çünkü ben müslümanım ve ben Allah’ın indirdikleriyle hükmedilen, Allah’ın yasalarının geçerli olduğu, Kur’an-ı Kerim’in hükmedildiği bir yönetim istiyorum.

Mahkeme Başkanı: Öyle bir ülke varsa git o zaman.

Ebu Hanzala Hoca: Şu anda yok. Ben de inandığımı insanlara anlatıyorum. Benim buna inanıyor olmam illa bir örgütün üyesi olmamı gerektirmez. Bu benim inancımdır.

Ayrıca sizin bu tavrınız zaten insanları Türkiye’den götürüyor/kaçırıyor. Sonra ‘İnsanlar niye Suriye’ye gidiyor?’ diye soruyorsunuz. Bir mahkeme başkanı, inancını açıklayan birine ‘Öyle bir ülke varsa git o zaman’ der ise şayet, insanlar da böyle bir arayışa girecekler. Ama ilginç olan ise buna yeltenenleri ‘terör örgütü üyesi’ diye buraya getiriyorsunuz. Yani ne özgürlüğün ne demokrasinin ne de hürriyetin bir sınırı var. Zaten beşer ürünü olan her şey böyledir.

Bizim demokrasiye en fazla karşı çıkmamızın sebeplerinden bir tanesi şudur:

Mekkeli müşrikler helvadan put yaparlardı. Önce ona tapınırlardı, sonra acıktıkları zaman yavaş yavaş puta göz dikmeye başlarlardı. Sonra puttan yemeye başlarlardı. Demokrasinin hürriyeti de, insan hakları da böyledir. Kendisine dokunmaya başladığı anda sistem kendi evlatlarını yemeye başlıyor.

Bize üç defa operasyon yapıp bizi yargılayanlar ‘Sizi demokrasi adına yargılıyoruz’ diyorlardı. Bugün aynı adamlar ‘Demokrasi düşmanlığı ve anayasal sistemi değiştirmek’ suçundan tutuklular ve benimle beraber aynı cezaevinde ‘demokrasi adına’ ceza yatıyorlar.

Ben öyle bir düzen istiyorum ki, o düzende adalet olsun. Şahsa, hükümete, iktidara göre  adalet değişmesin. Benim inanmış olduğum dinde Adem’den (as) Muhammed’e (sav) kadar bütün peygamberler aynı adaleti dillendirmişlerdir. Mesela; Allah Rasulü (sav) kendi kızına demiştir ki; “Ey Fatıma, vallahi sen hırsızlık yapsan ben senin dahi elini keserim.” Ama mevcut sistemin yasaları böyle değildir. Sadece belli bir kesime zarar veren, yönetimde olan kesime ise kesinlik zarar vermeyen kanunlardır.

Ne din ne vicdan ne de adalet anlamında ben bu sistemi benimsemiyorum, demokrasiyi benimsemiyorum. Benimseyen insanların da putperest olduğuna inanıyorum.

Bu ‘Put’ kelimesi savcıya fazla dokunmuş olmalı ki iddianamede ‘Put’ kelimesinin altını biraz fazla çizmiş.  Bundan 1400 sene önce Mekkeli müşrikler bir yere sefere gidecekleri zaman Lat putunun önüne gidip ‘Efendim biz falanca yere sefere gidiyoruz, bize yardım edin’ der, sefere çıkarlardı. Sefer bittikten sonra bu sefer Lat putuna gidip ‘Efendim, gittik netice-sonuç budur, geri döndük’ derlerdi.

Bugün MGK toplanmadan önce Atatürk’ün kabrinin başına gidiyorlar, çelenk koyup sunum yapıyorlar. MGK bittikten sonra tekrar gidiyorlar, ‘Efendim şöyle şöyle kararlar aldık’ diyerek bir de deftere yazıyorlar. Putperestlik bu değil de nedir?

Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın veya Milli Savunma Bakanı’nın o deftere yazdığı yazılara bakınız -ki bu konuyu bir derste işlemiştim- ‘Ruhunuzun önünde saygıyla eğiliyorum. Sizin ruhunuzu şad etmeye çalışıyorum.’ Emin olun Ebu Cehil bunları duysa ‘Vallahi bu adamlar putperestlikte çığır açmış’ diyerek bu adamlara bu gözle bakacak.

'Putperest bir sistem'

Ben bu sistemin putperest bir sistem olduğuna inanıyorum. Örneğin; mahkeme salonunun üzerine niye Atatürk’ün resmi var? Sınıfa girildiğinde sınıfın en tepe yerinde niye Atatürk’ün resmi var? Bakkala gidip ekmek için para uzatıldığında paranın üzerinde niye Atatürk’ün resmi var? Matematik öğrenen bir öğrencinin matematik kitabının birinci sayfasında Atatürk’ün resminin ne işi var? Putperest toplumlar yücelttikleri, kutsal kabul ettikleri şahsiyetlerin resimlerini yaparlar, bunu toplumun en gözde en görünür yerlerine asarak bu şekilde insanların gönüllerini ona bağlamak isterler.

Ben bir putperest değilim, ben bir Müslümanım ve bu sebeplerden dolayı da bu sistemi kesinlikle benimsemiyorum.

Mesela; burada Cumhuriyetin kendisine tefsir yazdırmış olduğu Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiri var. Tevbe suresi 31. ayetin tefsirini yaparken diyor ki: “Onlar papazlarını ve rahiplerini Allah’ın dışında rabler edindiler...”

Bu ayeti Peygamber (sav) okuduğunda daha önce Hristiyan olan bir sahabe dedi ki; ‘Ey Allah’ın Rasulü! Biz onları rab edinmedik.’ Yani biz papazlarımıza secde etmezdik, biz onlara tapmazdık. Peygamberimiz de (sav) diyor ki; “Onlar Allah’ın helallerini haram, haramlarını da helal yaptılar. Siz de bunlara tabi olmadınız mı?” ‘Evet’ diyor.

Mahkeme Üyesi: Sizin dediklerinizi IŞİD de söylüyor zaten. IŞİD’le farkınız ne?  Savunmanıza geçerseniz... Bunları anlatarak propaganda yapıyorsunuz. Bunları anlatmayın, siz savunmanızı yapın.

Ebu Hanzala Hoca: Bunlar iddialardır. Cumhuriyetin Elmalılı Hamdı Yazır’a yazdırdığı tefsirde de aynısı anlatılıyor.

Mahkeme Üyesi: Normalde IŞİD de aynısını söylüyor. Aranızdaki fark ne?

Ebu Hanzala Hoca: Aramızdaki fark şu; ben inandığımı insanlara anlatıyorum. IŞİD ise inandıklarından dolayı insanlarla savaşıyor.

Mahkeme Üyesi: Yani aynı düşünüyorsunuz?

Ebu Hanzala Hoca: Hayır, aynı düşünüyoruz demedim. Benim bir inanç esasım var. Ben bu inanç esaslarımı insanlara anlatıyorum. Allah tek hakimdir, tek yöneticidir, diyorum. IŞİD ise bunun için savaşıyor. Aradaki fark bu. Sizin yasalarına göre ise bir şeye inanmak ve bir şeyi anlatmak suç değil, onun için cebir ve şiddet uygulamak suçtur. Zaten ironi de buradan kaynaklanıyor. Aslında bu soruyu sizin bana değil, benim size sormam gerekiyor.

Mesela; size bana ‘Sen bu anlattıklarından dolayı birinin kafasına silah dayamışsın veya birini bu fikirlere zorlamışsın’ diye sorarsanız belki bu konuşmanın bir anlamı olabilir. Ama siz bana ‘Sen buna inanıyorsun’ diyorsunuz. Ben de size diyorum ki; ‘Elmalılı Hamdi Yazır da buna inanıyor. Siz şimdi Elmalılı Hamdi Yazır’ı bundan dolayı mahkum mu edeceksiniz?’

Mahkeme Başkanı: Devam edin...

Ebu Hanzala Hoca: Burada (Tevbe suresi 31. ayetin açıklamasında) Elmalılı Hamdi Yazır diyor ki; ‘Kim Allah’ın dışında kanun yapan bir parlamenter sistemi veya bir alim/ilim adamını kabul ederse Allah’ın dışında onu rab edinmiştir.’ 

Benim bunları Allah’ın kitabından, Rasulü’nün sünnetinden okuduktan sonra anayasal düzeni, demokrasiyi veya yasaları benimsemem mümkün olan bir şey değildir. 

...

‘Tağut’ kelimesi ile alakalı da söyleyeceklerim de var. Zira dosyada çok fazla geçen şeylerden biri -ki iddianamede de okundu- bizim bu sistemi tağuti sistem olarak kabul ettiğimiz söyleniyor.

'Tağut; Allah’ın dışındaki bütün otoritelerdir'

‘Tağut’ kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 8 defa geçiyor. Bu kelimeyle ilgili Diyanet mealindeki tanımları da göstereyim. Bu, bizim kendi uydurduğumuz bir kavram değil, Allah’ın kitabında var olan bir kavramdır. Diyanetin ansiklopedisinde ‘Tağut’ maddesiyle alakalı; ‘Tağut; Allah’ın dışındaki bütün otoritelerdir.’ Yani Allah’ın dışında kendisini otorite gören bütün otoriteler bunların isimleri tağuttur diye tanım yapılıyor.

Aslında daha da konuşmak istiyordum ama mahkeme üyesinin bu tavrı açıkçası beni biraz engellemiş oldu. Hem de bu davranış bana göre taraflı bir şey. Çünkü ben propaganda yapmıyorum. Dosyada beni suçladığınız şeylere cevap veriyorum. Niçin böyle inandığımı anlatmaya çalışıyorum.

Ben mahkeme heyetine net bir soru sormak istiyorum:

Siz mahkeme heyeti olarak devletinizin istihbarat ve emniyet raporları varken neye dayanarak beni bir örgütle ilişkilendiriyorsunuz? Bence bu soruya cevap vermesi gereken sizsiniz, ben değilim. 

Sonuç olarak; bizim bazı fikirlerimizin dünyada var olan herhangi bir İslami yapıyla paralellik göstermesi bizim o örgütten olduğumuzu göstermez. Bunun için somut delil olması gerekir. Yani mesela konuşmamı kesen mahkeme üyelerinden biri diyor ki; IŞİD de böyle. Bu beni ilgilendirmez, Elmalılı Hamdi Yazır da böyle inanıyor. Diyanet’in basmış olduğu meal de böyle inanıyor. Yani fikirlerin paralellik arz etmesi aynı ayetlerin dillendirilmesi tarafların aynı yapı içerisinde aynı çatı altında olmasını gerektirmez.

Bize sorulan sorulara bakın sulh ceza hakimliğinde ‘IŞİD’ı benimsiyor musunuz?’ dışında sorulan bütün sorular ‘Oy kullanıyor musunuz?, Çocuğunuzu askere gönderiyor musunuz?, Oy kullanmaya nasıl bakıyorsunuz?, Demokrasiyi benimsiyor musunuz?’ Vallahi söylemekten dilimizde tüy bitti. Oy da kullanmıyoruz, demokrasiyi de benimsemiyoruz, sistemi de benimsemiyoruz, anayasayı da benimsemiyoruz. Biz Müslüman’ız ve şeriat istiyoruz. Allah’ın kanunlarının gölgesinde yaşamak istiyoruz. Ve dilimiz döndüğünce ömrümüz yettiğince insanlara bunu anlatacağız. Bizim inancımız budur. En güzel şeriat, Allah'ın şeriatıdır. Gelin hep beraber Allah’ın şeriatının gölgesinde yaşayalım diye insanlara anlatacağız. Bunu nasıl yapacağız; dergi açarak yapacağız, dersler yaparak yapacağız, gerekirse insanların tek tek kapısını çalıp onlara anlatarak yapacağız ama bir şekilde bunu yapacağız.’

Ben son olarak şunu söylemek istiyorum; Siz dünyada bir mahkeme kurdunuz insanları bu mahkemede yargıladınız. Kıyamet gününde alemlerin Rabbi olan Allah da bir mahkeme kuracak o da insanları yargılayacak. Ben tüm vicdanım rahat bir şekilde o gün Allah’a diyeceğim ki; ‘Ya Rabbi, ben senin kitabında anlatmış olduğun esaslar ne ise buna inandım ve insanları da buna davet ettim. Sen şahitsin bu devletin kendi istihbaratı ve emniyeti de buna şahittir ki benim hiçbir örgütle bir bağım olmadı. Tevhid Dergisi bünyesi adı altında yapılan çalışmalar dışında. Ne organik ne de başka bir yönden bir örgütle bağım olmadı. Fakat bu insanlar kendi müttefiklerinin ve dostlarının belirttiği gibi sırf kendilerine aykırı gördükleri veyahut da insanların zihnini bulandırdıklarını düşündükleri insanları var olan radikal örgütlere yamayıp içeriye alıyorlar. Ben hakkımı helal etmiyorum. Bu zulme sebebiyet verenler, bu zulme devamlılık sağlayanlara kıyamet gününde Allah’ın huzurunda şikayetçi olacağım.

 

 

 

Tevhidi Gündem

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
22 Yorum
    İlgili Haberler