1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. El-Kaide'nin itikadı ne?
El-Kaide'nin itikadı ne?

El-Kaide'nin itikadı ne?

Atiyetullah El Libi'nin itikad meseleleri ve özellikle Türkiye vakıası ile alakalı bazı soruları cevapladığı bildiri yayınlandı. Cevaplardaki kapalılık, her yöne çekilebilme ihtimali olan cümleler ve oy kullanma konusundaki tafsilat dikkat çekti.

A+A-

El-Kaide kaynaklarınca yayınlanan bildirinin sadece Türkiye vakıası ile alakalı kısmını yayınlıyoruz;

Türkiye ve onun vakıasından söz etmeye gelince; onun tafsilata ihtiyacı var ve her bir meseleye özel bir şekilde bakmak gerekiyor. Daha önce geçenlerde zikrettiklerimin ışığında, kardeşlerin tümüne vacip olan; âlimlere sormaları ve mücerred olarak kitaplarda müelliflerin ibarelerinden okudukları ve anladıkları ile insanları tekfirde acele etmemeleridir. Şüphesiz ki bu çok çirkin hatanın sebeplerindendir. Çünkü avamdan olan kardeş o kitaplardan okuduklarını tatbik ediyor, belki anlamada belki de tatbikte hata ediyor ve belki de her ikisinde de hata ediyor ve bunun sonucunda büyük bir fesad hâsıl oluyor.

Bundan dolayı tekfir meselelerinin âlimlere bırakılmasını tekrarlıyor ve tavsiye ediyoruz. Gençler üzerine düşen onların (tekfir meselelerinin) –çoğunun–, kendilerinde ihtilaflar olma ihtimali bulunan içtihadi meseleler olduğunu bilmeleridir. Hiçbir kimse bir sözde, şeyhte, cemaatte taassup sahibi olmamalı, ihtilaflar sebebiyle kendilerinin tekfiri içtihad yolundan olan bir şahsın ya da insanların ya da bir taifenin tekfirinde bazılarının bazısına düşmanlık göstermemeleri gerekir. Bununla birlikte, ilim talebesinden her kime hakkın kendisi, araştırması ve görünümü açık olursa, onda mutmain olursa onunla amel etsin ve her kime açık olmazsa dikkatli olsun, ondan (ihtilaflı olan tekfir meselesinde) herhangi bir şeyde kendisine muhalefet eden her bir kimse (onun yanında) özür sahibi olsun. 

İşte doğru yol budur, burada bu yolun dışında doğru da yoktur, ıslahta yoktur. Olur ki gençler iyilik yaptıklarını, Allah’ın dinine yardım ettiklerini sandıkları halde, ifsad ediyorlar, dinden nefret ettiriyorlar, Allah yolundan uzaklaştırıyorlar ve şiddetli tehdite maruz kalanlar oluyorlar. Allahu Teâla buyurdu ki: “Yeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak kayar ve Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız. (Ayrıca) Büyük azapta sizin içindir.” (Nahl 94), İbni Kesir rahimehullah dedi ki “Allahu Teâla, ayağın sebatından sonra kaymaması için, kullarının yeminlerini kazanç vesilesi yani hile ve tuzak edinmelerinden dolayı uyardı. İstikamet üzere olan, (ancak) Allah yolundan caydırmayı kapsayan bozulmuş yeminler sebebiyle ondan sapan ve hidayet yolundan kayan kimse buna misaldir. Çünkü kâfir, müminin önce kendisiyle ahidleşip sonra ahdini bozduğunu gördüğünde artık onun dinine güveni kalmaz ve onun yüzünden İslam’a girmekten uzak durur.” Bu Allah’ın yolundan uzaklaştırma ve onda vaki olan bu şiddetli tehdit, yeminleri hafife alma, onları hile ve tuzak vesilesi edinme sebebiyle olursa, muhakkak tekfir hükümleriyle oynama ve onlarda cehalet, aşırılık, taassup ve aceleyle davranma sebebiyle Allah’ın dininden nefret ettirme ve ondan uzaklaştırmadan dolayı vaki olan, ondan çok daha fazla büyüktür. Mücahid gençler ve Allah’a davet edenler ondan şiddetli bir şekilde sakınsınlar. Allah muvaffakiyetin (başarının) sahibidir.

Bazı şeylere işaret etmem kaldı:

Kendilerine işaret edilmiş olunan Şeyh Abdulkadir bin Abdulaziz’in kitaplarına gelince; onlar kendilerini (müellifin) “El-Cami fi talebil ilmiş şerif” isimli kitabında göstermektedir. Muhakkak biz ve bizden başkaları da daha önce bu kitapta olan bazı menheci ve cüzi hataları beyan ettik, onlara müracaat et. Ve ben Türk kardeşlere özelliklede bu kitaptan sakınmalarını tavsiye ediyorum, muhakkak o (kitap) istifade etme açısından, ilimleri öğrenmiş, onlardan içmiş, onlarda kendisi için güzel bir temel kurmuş bir ilim talebesi dışında kendisinden neredeyse hızlılık ve aşırılıktan emin olan istifade sağlanmayacak derecededir. İlim talebesi olmayan kimseye gelince, bu kitap ona zararlıdır ve hakkında tehlikelidir. Muhakkak bana ulaştı ki, bazı Türk kardeşler onu Türkçe’ye tercüme etmek istiyorlarmış. Ben onları şu iki sebepten dolayı uyarıyorum; birincisi az önce geçen sebeptir, İlmi fenleri öğrenmiş ve uygulamış olan bir ilim talebesi dışında ondan istifade edilmez ve bu ilim talebesi bulunduğunda efdal olanı o kitabı olduğu hal üzere, Arapça olarak okumasıdır, yani tercümesiz. İkinci sebep: Bir kitabın tercümesinin son derece zor olmasıdır ki öyledir. Muhakkak tercüme, ehlinin ve yeteneklerinin olduğu bir ilim ve fendir. Yine öyledir ki bir kitabın tercümesi, Arap dilinde, fıkıhta ve şeriatta her ikisinde yetkili bir bilene ihtiyaç duyar ve bunun bulunması da nadir olmaktadır. Kendisinde iyi bir aşinalık olmadan, fıkıh ve dini ilimler olmadan, Arapçadan bildiği az veya orta bir şeyle kardeşlerden bazılarının onu tercümeye cüret etmesine gelince, kendisi iyi yaptığını zannederken, şüphesiz o saptırır ve ifsad eder. Tercümenin sıhhatini, inceliğini, eksiksiz ve doğru olarak, manaların belirlenen dile aktarılmasını kapsayan gerekli ehliyet olmadıkça buna atılmak caiz değildir. Bunun gibisi çoğunlukla, inceleyen, kabiliyetli çok sayıda mütercimlere ihtiyaç duyar.

Sonra, davet kitapları, akide kitapları, fıkıh ve terbiye kitaplarının tercüme edilmesi ve insanlar arasında basit fiyatlarla yayılması daha layık ve daha iyidir. Hamd Allah’a mahsustur. 

Şeyh Ebu Muhammed El-Makdisi’nin kitaplarına edilen işarete gelince; ben hangi kitabın kastedildiğini bilmiyorum ancak bu bapta Şeyh Ebu Muhammed El-Makdisi’nin sonradan telif edilmiş kitaplarının en iyilerinden Er-risaletus Selasiniyye’dir ve ben onun okunmasını tavsiye ediyorum.

Seçimlere katılmaya gelince; aslı onun caiz olmadığıdır çünkü o: Demokrasi olarak isimlendirilen nizamın uygulanması için, ona destek vermek ve güçlendirmektir, hatta o – görünürde bile olsa – bu küfür nizamını uygulamadır, ona adapte olmadır. Çünkü o, genelde ya da bütün durumlarda Türkiye vakıasında ya da ona benzeyenlerde, kâfir partilerden bir partiyi desteklemek ya da kâfir parlamentonun bir üyesini ya da başkanını aday göstermek kaçınılmazdır. Eğer seçim parlamento üyelerini belirlemek için olursa; bu, Allah’ın izin vermediği kanunları koyan şirk meclisine katılanlar için, seçme, yardım ve destek anlamına gelir ve bu da küfürdür. Bundan dolayı seçimlere katılmak caiz değildir.

Şüphesiz bazı muasır âlimler bir meseleyi tartışmaya açtı ve o: Burada, İslam adına (mesela, zanlarınca islami parti olarak isimlendirmeleri ile) başkanlığa aday olan bir üye ya da dine düşmanlığını açığa vurmayan milliyetçi bir parti ya da düşmanlığı şiddetli olmayan, din ehline yumuşak davranan (bir parti) ile ateist, laik olan, İslam’a, Şeriat’a olan küfrünü ve düşmanlığını açıklayan, yahudi ve hristiyanlardan olan kafirlere son derece bağlı, dostluk gösteren diğer adaylar arasında rekabetin olması var. Aynı şekilde Müslümanların azınlık olduğu kafir beldelerde de (durum) böyledir. Bunun üzerine deniliyor ki: (Asıl) zararı def etmek için, İslam’a ve ehline zararın daha az olması için Müslümanların oylarını vermeleri (caiz değil mi)? Tüm o adayların kâfir olduklarını, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyeceklerini bilmekle birlikte, kesinlikle onlar (Müslümanlar) onlardan razı olmayarak ve hükümlerini kabul etmeyerek, ancak büyük zararı def ederek zararı hafifletmek için oy kullandılar.

Kendilerini daha güçlü ve doğruya yakın gördüğümüz o ki: Onlar için oy kullanmak caiz değildir. Çünkü biz oy kullanmayı kâfir için, ona yardım, küfrî partisel programına destek olarak karar verdiğimizde, (doğru olan) kast edenin kastı o ise onun küfür olmasıdır. Şüphesiz, zararı def etmekteki iradeden söz eden örnek gibi küfre cüret etmek caiz değildir. Çünkü söylenilen bu büyük zararı def etmek sağlam değil şüpheli bir durumdur. İslam’ı iddia edenin – İslami olduğunu zannettiği bir partiye müntesip – kazanmasının zararının daha büyük olmayacağını nereden biliyoruz. Belki de İslam’a ve ehline, aşamalı olarak küfür ve düşmanlık cihetinden daha çok ve net olan adayın kazanması, İslam ve ehlinin akıbeti için, insanların mukavemete ve mücadeleye girişmek için istekli olmaları ve hazırlanmaları ile hayır olabilir. Yine davetçilerin ve mücahidlerin, halkı harekete geçirmek ve onların durumlarını Allah yolunda cihad için pekiştirmeleri için verilmiş bir fırsatın ortaya çıkması açısından hayır olabilir.

Ancak her halükârda bu tevil ve şüpheye bulaşan kimse tekfir edilmez. İşte bu, meselenin zikredilmesinde kastedilmiş olunandır. Mücahid gençlere düşen bu gibi durumda tekfirde dikkatli olmalarıdır. Şüphesiz onlar bunu yaparlarsa günah işlemişlerdir, ifsat etmişlerdir, başarısız olmuşlardır ve Allah yolundan alıkoymuşlardır. Ancak kim öğrenir ve dinin ahkâmını

Açıklamanın tam metni:http://www.incanews.com/manset/10028/el-kaideden-turk-cihat-yanlilarina

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum