1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. Husiler hakkında üstü örtülen gerçekler, bilinmeyenler; 'Yemen Dosyası-2'
Husiler hakkında üstü örtülen gerçekler, bilinmeyenler; 'Yemen Dosyası-2'

Husiler hakkında üstü örtülen gerçekler, bilinmeyenler; 'Yemen Dosyası-2'

Dünya gözlerini Yemen'e çevirdi. İran destekli Şii Husi militanları tarafından işgal edilen Yemen'le alakalı geniş çaplı araştırmanın 2. bölümünü ilginize sunuyoruz.

A+A-

YEMEN DOSYASI 2. BÖLÜM

 

Hazırlayan: Muş Alparslan Üniversitesi Arş. Gör. Abdulkadir Şen

 

Yemen El Kaide’sinin Stratejisi ve Muhtemel Riskler

Yemen El Kaide’si şimdilerde ülkede ciddi bir halk desteğine sahip olmanın avantajlarını kullanıyor. Örgüt fiili olarak elinde tuttuğu Aden eyaleti çevresi ve Marib eyaleti dışında ülkenin birçok yerinde askeri kamplara sahiptir ve oldukça geniş hareket kabiliyeti bulunmaktadır. Sabva eyaletinin birçok yerinde El Kaide üyeleri silahlı bir şekilde dolaşıyor ve bölgedeki askerlerle bir tür üstü kapalı anlaşma yapmış görünüyorlar. El Kaide Yemen’de aktivitelerini genişlettiği günden beri Yemen’i birinci hedef olarak görmüyordu. Örgüt Yemen’in Amerikan insansız uçaklarının Abyan ve Sabva bölgelerinde 70 sivilin ve onlarca El Kaide üyesinin ölümüne yol açan saldırılarına ortak olmasına rağmen o dönemde düzenlediği büyük mitinglerde Yemen ordusunu birinci düşman olarak görmediklerini ve Yemen ordusuyla savaşmak istemediklerini açıklamıştı. 

Ancak Ali Abdullah Salih yönetiminin El Kaide üyelerini tutuklamaya devam etmesi ve örgüte yönelik büyük saldırılar gerçekleştirmesi üzerine El Kaide Yemen hükümetiyle mücadelesini hızlandırdı. Son olarak Yemen’de hükümete yönelik protestoların ve öfkenin artmasını fırsat bilen El Kaide birçok kenti ele geçirdi. Örgüt Yemen’i gelecekte vereceği büyük savaşlara hazırlanmak için bir üs olarak kullanma eğilimi göstermektedir. Örgüt Küresel Cihad Hareketi’nin ortak stratejisi olan Amerikan ve Avrupa ekonomisini çökertmek üzerine kurulu ekonomik savaşa uygun saldırılar düzenlemektedir. ABD ekonomisini zora sokacak ve ABD’de imaj kaybına neden olacak ekonomik hedefler özellikle seçilmektedir. ABD kargo şirketleri UPS ve yine küresel kargo şirketlerinden FedeX’e yapılan kargo bombalı saldırıların örgüte 4000 dolara mal olduğu ancak ABD ekonomisine 4 milyar dolara mal olduğu göze alınırsa El Kaide’nin ekonomik savaş stratejisinin ABD ekonomisine oldukça zarar verdiği hemen anlaşılabilir. El Kaide ABD’de düzenlediği küçük saldırılarla aslında ülke halkının güvensizlik hissetmesini, güvenlik önlemlerinin aşırı biçimde artmasın -ki bu ekonomik masrafları da tetikleyecektir- ABD ulaşım zincirinin aşırı güvenlik önlemleriyle hantallaşması ve formalitelerin artmasını, ABD istihbaratının güvenilirlik ve itibarının sarsılması sonucu Amerikan vatandaşlarının öz güven kaybına uğramasını hedeflemektedir. El Kaide’yi Yemen’de bekleyen tehlikelerin en başında dikkatli planlanmamış ve sivil halka zarar vermesi muhtemel eylemler gelmektedir. Bu tür eylemlerin örgütün şu an halktan ve aşiretlerden gördüğü desteği azaltacağı muhakkaktır. Pakistan ve Irak’ta CIA tarafından yoğun olarak kullanılan cami bombalamaları ve pazar yerlerinde masum halka yönelik saldırılar da Yemen El Kaide’si için önemli tehditlerdir. Yemen’de de Blackwater ve CIA tarafından bu tür eylemler düzenlenerek örgütün imajının hedef alınması muhtemeldir. Stratejistler, örgütün imajını çökertmek için sivillere yönelik saldırıların artabileceği beklentisi içerisindedirler.

 

Yemen El Kaide'si liderlerinden Nasır İbni Ali el Ansi (Stratejist)

 

Yemen El Kaide’sini bekleyen tehditlerden biri de ülkedeki aşiretlerin örgütün yükselişinden rahatsız olmaları ihtimalidir. El Kaide Yemen’de aşiretler arası güç mücadelelerinde taraf olursa ya da yerel dokuyla örtüşmeyecek mezhebi düşünceleri ön plana çıkarırsa bu gün gördüğü desteği büyük ihtimalle kaybedecektir.

Arap Yarımadası El Kaide'si Müftüsü İbrahim el Rubeyş

 

Husi Hareketi’nin Sünni Projelerinin Başarısından Rahatsız Olması

Yemen El Kaidesini bekleyen aslında en büyük tehlike Yemen’de İran eksenli faaliyet gösteren ve ülkedeki Zeydilerin bile rahatsız olduğu, Zeydi düşüncesinden sapmakla suçladığı Husilerin El Kaide’ye karşı savaşma ihtimalidir. Irak’ta da direnişe karşı ABD safında yer alan Ayetullah Sistani’nin 200 milyon dolar karşılığında ABD’ye direnişin haram olduğu yönünde fetva verdiği ancak aradan 10 yıl geçtikten sonra ortaya çıkmıştı. İran ve desteklediği Şii yapılanmaların özellikle son 4 yılda ABD ile paralel faaliyetler yürüttükleri gözlemlenmektedir.Afganistan ve Pakistan'da Taliban ve El Kaide'ye karşı büyük oranda Hamaney'e bağlı Şii'ler savaşırken, Irak ve Suriye'de de Hamaney'e bağlı Şii güçler ABD Ordusuyla koorsdineli olarak Sünni hareketleri hedef almaktadır. Benzer bir süreç Yemen'de de yürümektedir. Dolayısıyla El Kaide Yemen’de gerek İran’ı gerekse de bölgedeki İran uzantısı olan Husileri dikkate almak zorundadır. (2009 yılı notlarından olduğu için muhafaza ettik. Geline noktada öngörü gerçekleşti.) 

İslami Hareketler konusunda uzman Rus yazar Avigeni Nuvikuf Yemen’deki Sosyalist partinin de ABD’yi düşman kabul ettiğine ve bunun da El Kaide açısından bir avantaj olduğuna dikkat çekiyor.

 

Bununla birlikte harekete düzenlenen saldırılar da El Kaide’nin güçlenmesine neden oluyor. Princeton Üniversitesi’nden Yemen uzmanı Gregory Johnsen son dönemde ABD’nin insansız uçaklarla düzenlediği ya da Yemen’e destek vererek El Kaide’ye düzenlediği başarısız saldırılarda birçok sivilin ölmesinin bölge halkı ile El Kaideyi yakınlaştıracağını düşünüyor.[1]

 

Yemenli Din Adamı Enver el Evlaki

Yemen El Kaide'sinin en önemli liderlerinden biri hiç şüphesiz ABD doğumlu din adamı Dr Enver el Evlaki'dir.  

İmam Dr. Enver el-Evlaki New Mexico'da doğmuş, Müslüman bir âlimdir. Ailesi Yemenlidir ve kendisi Yemen'de 11 yıl yaşamış, İslâmî eğitiminin ilk yıllarını orada geçirmiştir. İmam Enver el-Evlaki; Colorado, California ve sonra da Washington'da imamlık yapmış, aynı zamanda Washington'da Dar-ul Hicre İslâm Merkezini yönetmiştir. Ayrıca George Washington Üniversitesi'nde vaizlik yapmıştır. ABD’nin en büyük 2. camisinde uzun zaman imamlık görevi yapmış olması dolayısıyla İmam Enver el Evlaki ismiyle ünlenmiştir. Evlaki, önceleri önde gelen âlimlerden İslami ilimler tahsil etmek için Yemen'e gidip gelirdi, ancak sonraları Amerikan vatandaşı olmasına rağmen Amerika’ya giriş yapması yasaklanmıştır. Colorado Üniversitesi İnşaat Mühendisliği'nden mezun olmuş, San Diego Üniversitesi'nde Eğitim Liderliği üzerine master yapmış ve George Washington Üniversitesi'nde “İnsan Kaynakları Geliştirilmesi” üzerine doktora yapmıştır. Özellikle “Batı Dünyasında” yaşayan Müslümanlar arasında oldukça ün kazanan dersler vermiştir. Peygamberlerin Yaşamları, Ahiret, Hz. Muhammed (s.a.v)’in Hayatı, Hz. Ömer (ra)'in Hayatı, Hz. Ebû Bekir (ra)'in Hayatı ve Cihad Yolunda Sebat Edenler isimli dersleri büyük kitleler tarafından izlenmiş en ünlü dersleridir.  

Dr. Enver El Evlaki

Artan ABD baskıları sonucu Yemen'e yerleşen Evlaki, Yemen'in başkenti Sana'da hükümet tarafından tutuklanmıştır. Tutuklanma sebebi belli değildir; fakat bazıları 11 Eylül’de uçakları kaçıranlarla bağlantısı olduğu için tutuklandığını söylüyorlar. Evlaki her ne kadar 2007 yılında serbest bırakıldı ise de üzerindeki baskı devam etmiştir. ABD yönetimi insansız hava araçları ile 2011'in Mayıs ayında el-Evlaki'ye yönelik bir operasyon düzenlemiş; ancak el-Evlaki bu saldırıdan kurtulmuştur.

ABD geçtiğimiz yıllarda Yemen El Kaide’sine üç başarısız saldırı düzenlemiştir. Bölgedeki kaynaklar saldırıların aslında ABD insansız uçakları ve ABD uçak gemilerinden atılan Cruise füzeleri ile gerçekleştirildiğini belirtmişlerdir. Ancak Yemen otoriteleri saldırıları eski moda Mig savaş uçaklarıyla düzenlediğinde ısrar etmiştir. Saldırıların ilki 17 Aralık 2009’da Abyan bölgesinde, ikincisi 24 Aralıkta Rafad ve Sabvah’da üçüncüsü ise 30 Aralıkta Hodeydiye bölgesinde düzenlenmiştir. Yemen bu saldırılarda El Kaidenin 6 liderinin ve Enver El Evlaki’nin öldürüldüğünü iddia etmiştir. Bu iddianın doğru olmadığı daha sonra anlaşılmış[2] buna karşın Enver el-Evlaki 30 Eylül 2011 tarihinde ABD tarafından düzenlenen bir drone saldırısında yaşamını yitirmiştir.Yemen’de direnişe destek olan Evlaki kurduğu bir web adresi ile de cihad hakkındaki soruları cevaplıyordu. Evlaki ABD için önemli bir hedefti. ABD’nin Fort Hood Eyaletinde 5 Kasım 2009 tarihinde ordu karargâhına saldıran Binbaşı Nidal Malik Hasan 17 kişiyi öldürmüştü. Bu olay ABD’nin içerden vurulması anlamına geliyordu. Nidal Malik Hasan, Evlaki’den etkilendiğini söylemiştir.

Washington'daki Forthood Askeri Üssünde Irak ve Afganistan'a gidecek askerlere saldırarak 177 askeri öldüren El Kaide üyesi Binbaşı Psikolog Nidal Malik Hasan

El Kaide Yemen ve Suudi Arabistan rejimini devirip bölgeye İslam devleti kurma hedefini gerçekleştirebileceğine tam olarak inandığı zamana kadar hazırlanıp bekleyecektir. El Kaide Yemen içindeki ABD çıkarlarına da saldırarak Yemen ile ABD’nin arasını bozmayı hedeflemiştir.[3]El Kaide Yemen lideri Vuhayşi ile görüşme yapan terör analisti Abdullah Haydar El Kaidenin Yemen’de oldukça fazla güç kazandığını ve Lübnan’daki Feth-ul İslam ile Filistin’deki El Kaide kollarını da etkilediğini söylüyor. Washington merkezli Arap Körfezi Araştırmaları Merkezi başkanı Ali el Ahmed ise Arap yarımadası El Kaidesinin diğer bölgelere göre en istikrarlı, en iyi finans desteğine sahip ve en rahat üsler kurabildiği kolu olduğunu ve Yemen yapılanmasının Kuzey Afrika, Irak ve Güney Afrika El Kaide kollarını da etkilediğini belirtiyor.[4] Orta Doğu stratejik araştırmalar enstitüsü başkanı Enver Eshki Yemen El Kaide’sinin Afganistan El Kaide’sinden daha tehlikeli olduğunu söylüyor.

“Buradaki 3. nesil El Kaide savaşçıları diğer bölgelerin aksine sadece saldırılar düzenlemeyi değil uzun vadeli projelerle Yemen’de ciddi bir nüfuz kazanmak, sabırlı, planlı, programlı çalışmak ve Irak, Suudi Arabistan gibi bölgelerden dönen savaşçıları bir çatı altında toplamak gibi tehlikeli planlara sahip. Sadece hakkında tutuklama kararı çıkarılan ve bu yüzden Yemen’e giden Suudi Arabistanlı savaşçı sayısı 2 bindir. Bu rakam El Kaide’nin bölgedeki gücünü göstermesi açısından önemli bir göstergedir.[5]

Reuters muhabiri Adam Entous’a göre Arap yarımadası El Kaidesi bölgesel bir tehditten küresel bir tehdide dönüştü ve bu da bütün batı istihbaratları ve bölgedeki ABD müttefiği Suud’u oldukça fazla rahatsız ediyor. Yemen El Kaide’sinin düzenlediği ancak başarısız olan Detroit uçağını düşürme saldırısı 11 Eylülden sonra düzenlenen en ciddi saldırı girişimidir. Oldukça zengin bir aileden gelen, yüksek eğitimli bir eylemci olan Nijerya’lı Ömer Faruk Abdulmuttalip saldırı emrini Yemen El Kaidesi’nden almıştır. Abdulmuttalip’in Yemen’de kendisi gibi birçok savaşçının sırasını beklediğini söylemesi ABD’de paniği artırıyor. Saldırıda oldukça özel bir patlayıcı olan PETN kullanıldı. Bu da Yemen El Kaide’sinin askeri kabiliyetine yönelik ciddi bir işaret olarak görülüyor. Oldukça zengin bir aileden gelen ve Oxford Üniversitesi’nde okuyan Abdulmuttalip El Kaide adına ABD’ye saldırı düzenlerken yakalandı. Abdulmuttalip Yemen’de kendisi gibi birçok kişinin sırasını beklediğini söyledi.

 

Detroit Uçağı Saldırganı Ömer Faruk Abdulmuttalip

Her ne kadar Arap Yarımadası El Kaidesi kendi planlarını konumuna göre şekillendirse de asıl karar merciinin Afganistan’daki El Kaide karargâhı olduğu bilinmektedir. Zaten hareketin Yemen liderini de Eymen El Zevahiri atamıştır. Merkez ile Arap Yarımadası Kaidesi arasındaki bağlar bununla sınırlı değil. Margaret Coker’in kaleme aldığı makaleye göre bir Arap istihbarat görevlisi El Kaide’nin Afganistan ve Pakistan’daki birçok timinin son iki yılda Yemen’e gittiğini ve orda savaşçıları eğitmekle meşgul olduklarını bildirdi.[6]

 

Arap Yarımadası El Kaidesi Neden Güçleniyor?

ABD'nin Yemen'in egemenliğini ihlal ettiği, petrolün adaletsiz bir ilişki ile dağılımı,  ABD baskıları sonucu Yemen'de İslami yönetimin kurulmasının engellenmesi ve Şii güçlerin ABD'nin desteği ile güçlenmesi El Kaide'ye meşruiyet kazandırmaktadır. Yemen El Kaidesi’nin ABD için bu kadar önemli olmasının bir diğer nedeni ise Avrupa’yı etkilemesi ve en büyük düşmanı olan ABD’yi vurması için bir kapı olmasıdır. İngiltere’de 150 bin ABD’de ise 15-20 bin Yemenlinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu açıdan bu iki ülke ile Yemen arasında ciddi iletişim ve etkileşim vardır. Hareketin buradaki yükselişi ayrıca stratejik yolların da tehlikeye girmesine neden olmaktadır. Yemen’in Aden Körfezindeki konumu bölgedeki El Kaide’nin enerji ve deniz taşımacılığını tehdit etmesine sebep oluyor. Bölge El Kaide’nin silah temin etmesi için de çok müsait durumdadır. Eritre Yemen’e silah sokulması için merkezi bir bölgedir. Ancak 28 milyon nüfuslu Yemende toplam 60 milyon silah olduğu tahmin ediliyor. Yani El Kaide’nin silah sıkıntısı olduğu pek söylenemez. Uzmanlar El Kaide’nin çevre ülkelerdeki silah tüccarlarından füze dâhil ağır silahlar temin ettiğini düşünüyorlar.

ABD’yi bölgede endişelendiren asıl şey ise Somali’de büyük bir ilerleme kaydeden El Kaide’nin Yemen’de de bu seviyeye ulaşması ve iki gücün birleşmesi. (Not: 2011 yılında 54 Hristiyan ülke Somali'de Şebab ilerleyişini yavaşlatmıştır) Yemen El Kaidesi’nin Somali üzerinde de etkili olmasının başlıca sebebi ise Yemende yaşayan on binlerce Somalili mülteci. 2007 yılı itibariyle Yemen’de 110 bin’den fazla Somalili mülteci yaşıyordu. Bununla birlikte ülkeye geçmişte yerleşen ve çalışan 700 bin Somalili bulunmaktadır. El Kaide bu Somali diasporası üzerindeki etkisini her geçen gün hızla artırmaktadır. ABD kongresi tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre Yemen El Kaide’si Somali’de bir İslam Devleti kurma mücadelesi veren ve hali hazırda ülkenin bir kısmını elinde tutan Şebab’ul Mücahidin hareketi ile ortak hareket ediyor.[7] Şebab liderlerinden Şeyh Muhtar Ebu Robov 1 Ocak 2010 tarihinde yaptığı açıklamada Şebab ile Yemen Kaidesi arasında askeri ve stratejik ortaklık bulunduğunu, adam ve silah konusunda da yardımlaştıklarını bildirdi. Şebab hareketi’nin de Usame Bin Ladin tarafından kurulan El Kaide hareketine bağlandığı biliniyor.

Aden Körfezinin Önemi

Yemen'i bu denli önemli  yapan hususlardan bir diğer de Aden Körfezinin stratejik konumudur. Aden Körfezi tüm dünya ticari sevkiyatlarının %40'ının geçtiği son derece önemli bir geçiş güzergahıdır. Özellikle Çin ve Rusya için oldukça önemli bir ticari güzergah olan bölgenin güvenliği ABD, Çin, Rusya ve diğer bir çok küresel güç için son derece önemlidir. Bu nedenle ABD, Rusya ve Çin bir çok Avrupa ülkesinin desteği ile bu boğazı tehdit eden korsanlar ve Şebab Hareketi ile mücadele için bölgeye donanma kuvveti göndermiştir. Bu askeri operasyon Çin'in Ortadoğu'da giriştiği ilk açık askeri programdır. İran'ın bölgedeki iştahlı ve riskli tutumu aynı zamanda bu boğazın kontrolünü küresel güçler adına sağlayıp güvenli hale getirmektir.

 

Aden Körfezi

Yemen’in yeni bir tehdit olarak ortaya çıkmasına ve ABD’yi ciddi anlamda rahatsız etmesine rağmen ABD Yemen’e askeri bir operasyon yapma gücünü kendinde bulamıyor. Zaten Irak ve Afganistan’da 4,5 trilyon dolar civarında para harcayan ABD artık yeni bir cepheyi kaldırabilecek ekonomik ve askeri güce sahip değil. Obama ABD’nin bu zaafını bir tercihmiş gibi göstererek Yemen’e saldırı düşünmediklerini söyleyedursun El Kaide uzun vadeli projelerinden birini daha bu bölgede tamamlamak üzere. İngiliz İstihbarat Kurumu MI6 raporlarına göre en az 20 İngiliz son yıllarda Yemen El Kaide’sine katıldı. CIA ise onlarca Amerikan vatandaşının İslam’ı seçerek Yemen ve Somali’ye cihada gittiğini, özellikle Minnesota bölgesinden onlarca Yemen ve Somali asıllının bu bölgelerde kamplar kuran El Kaide’ye katıldığını açıklamıştır.[8]

 

Arap Baharı El Kaide’nin Sonu Mu?

El Kaide birçok analistin düşündüğünün aksine Arap dünyasında meydana gelen halk ayaklanmalarını kendi ideolojisine bir tehdit olarak görmemekte bunun aksine devrimleri bir fırsat olarak değerlendirmektedir. Hareketin son dönemde Yemen’de varlığını daha da güçlendirmesi ve ülkenin en büyük eyaletlerinden Abyan’ın kontrolünün tümünü ele geçirmesi ve ikinci eyalet olan Sabva’nın da birkaç kentini ele geçirmesi El Kaide’nin halk ayaklanmalarını en azından Yemen’de kendi lehine çevirdiğini göstermektedir.[9] Yemen El Kaidesi’nin liderlerinden Enver el Evlaki Arap devrimlerini değerlendirdiği makalesinde “bu devrimlerin cihada taze bir nefes aldıracağını, işbirlikçi hükümetlerin daha da zayıflamasına neden olacağını ve cihadi hareketlerin daha da güçlenmesini sağlayacağını” belirtmiştir.[10]

El Kaide’nin Yemen’in Abyan bölgesindeki Zincibar’ı ele geçirerek bütün vilayetin kontrolünü ele geçirmesini değerlendiren İsrail gazetesi Jeruselam Post yazarı Yaakov Lappin “kontrolsüz bölgelerin cihadi akımlara radikal devletler kurmak için nasıl fırsatlar sunduğunu gözler önüne serdiğini” belirtmektedir. Yazar El Kaide’nin Afganistan, Somali, Pakistan ve Cezayir’de de bazı bölgelere hâkim olduğunu, bu yerlerdeki gücünü artırması durumunda İslami bir Hilafet kurma amacına oldukça yaklaşmış olacağını belirtiyor.[11] ABD Kongresi’ni Küresel Terörle Mücadele sürecinde bilgilendirme amacı taşıyan ulusal güvenlik raporuna göre El Kaide Yemen’de birçok kabile ile anlaşmış durumda. Örgütün ülkedeki aşiretlerle evlilik bağları bulunduğu ve birçok Yemenlinin Afgan-Rus savaşında Küresel cihad düşüncesinden etkilendiğine değinilen raporda örgütün artık sayısı yüzlerle ifade edilen marjinal bir grup değil geniş kitleler tarafından kabul gören ve aktör olarak dikkate alınması gereken bir halk hareketi olduğu belirtiliyor.[12]

Sünni Halk-Şii Husi'ler Arasındaki Çatışmanın Tarihi

Yemen'de ülkenin çoğunluğunu oluşturan Sünni halk ile Zeydi'lerin bir kısmını temsil eden İran yanlısı Şii Husi'ler arasındaki çatışmanın tarihi, dini, sosyal ve siyasal nedenleri bulunmaktadır. Ülke tarihinde bir kaç defa Zeydi'ler iktidara gelmiş ve 1930'lu yıllarda yeniden iktidara gelen Zeydiler Suudi Arabistan tarafından desteklenen Sünni halk tarafından dirençle karşılanmıştır. 1963 yılında yıkılan Zeydi Mütevekkile Devleti sonrasında Zeydi'ler iktidarın Sünni'lere geçmesinden rahatsız olmuşlardır. Ancak İran'ın Zeydi kesimin bir kısmını Şiileştirmesiyle beraber 1990'lı yıllardan sonra tarihi ve siyasi çekişme daha fazla kimlik ve dini etkiye bürünmüş, mezhep vurgusu daha baskın bir şekilde ilişkileri etkilemiştir. Husi aşireti ile Sünni aşiretler arasında sosyal konumlardan kaynaklı çatışmalar ve ekonomik dağılımın nasıl olacağı ile ilgili de çatışma mevcuttur. 2004 yılında Yemen rejimi ile yaşanan çatışmalar zamanla Sünni halka yönelik düşmanlıkları beslemiş, rejimin Suudi Selefi çizgide olduğunu iddia eden Husi liderler böylece Zeydi halkı kışkırtmayı, öfkelerini çatışmaya dönüştürmeyi ve kurucu öteki yoluyla Şii kimlik inşa etmeyi başarmıştır. Husiler aynı zamanda 2011 sonrası yönetimde güç kazanan Islah Partisi'ni (İhvanı Müslimin) de zayıflatmak amacıyla faaliyetler yürütmüşlerdir Husi militanlar 2012 yılından itibaren Husi ağırlıklı Sa'da bölgesinde bulunan Sünni halkı tehcire zorlamış ve Sünni'lerden arındırılmış bir Şii bölge oluşturma yönünde adımlar atmıştır.. Bu bağlam'da Sünni yoğunluktaki Dammac ilini kuşatan Şii'ler büyük katliamlar yapmıştır. Dammac kenti Ocak 2012 tarihinden bu yana Şii'ler tarafından kuşatma altında tuutlmaktadır.

 

Dammac Neresidir?[13]


"Yemen’in Sa’da iline bağlı bir kasaba olan Dammac, ülkenin kuzeyinde yer alan, denizden 1900 metre yüksekliğe sahip, Suudi Arabistan sınırına 50 km. mesafede bir yerleşim birimidir. Bu mütevazı kasabanın uluslararası ölçekte bir üne kavuşmasının nedeni, kasabanın bir sakini olan Şeyh Mukbil İbn Hadi El-Vadi’i ve onun Dammac’da kurduğu Darulhadis isimli medrese niteliğindeki İslami merkezdir. Şeyh Mukbil ibn Hadi (1933-21,7. 2001) Yemen’de başladığı talebelik hayatına Suudi Arabistan’da devam etti. Burada Şeyh Muhammed Nasiruddin El-Elbani, Şeyh Abdulaziz bin Baz, Şeyh Muhammed El-Emin Eş-Şankıti gibi Selef ekolünün ünlü âlimlerinden ders aldı. Suudi Arabistan’da ikametini sürdürdüğü dönemde Kasım 1979’da Cuheyman El-Uteybi önderliğinde Kâbe’de meydana gelen olaylardan dolayı gözaltına alınıp sorgulanan Şeyh Mukbil, yetkililerce El-Uteybi’nin risalelerinin asıl yazarı olmakla suçlandı. Neticede 3 aylık bir tutukluluk süresinin ardından ülkesi Yemen’e sınır dışı edildiğinde faaliyet alanı olarak kendi kasabası Dammac’ı seçti, burada yerel liderlerin de yardımı ileDammac Darulhadis’ini kurmuş oldu. Başlangıçta daha küçük olan bu merkez, öğrenci sayısının artışına paralel olarak büyütüldü.[14]
Sa’da ilini de kapsayan Kuzey Yemen’in sakinlerinin çoğunluğu tarihten bugüne Şiiliğin Zeydilik koluna mensupturlar. 1962 Cumhuriyetçi darbesine kadar Yemen’i yöneten İmamlar da siyasi otoritenin yanı sıra Zeydi mezhebinin ülkedeki önderliğini de üstelenerek dini olarak da bir otoriteyi temsil etmekteydiler. Şeyh Mukbil’in faaliyetlerini yürüttüğü Dammac ve Sa’da çevresi ise Zeydi nüfus yoğunluğunun ülke ortalamasının da üzerinde olduğu bir bölge idi. Böyle bir ortamda faaliyet gösteren Darulhadis Merkezi bölgede yerleşik anlayışa ters olarak görülen daveti, çoğunluğu Zeydi olan Dammac kasabasının topluca Sünni/Selefi olması, bölgenin genelinde benzer bir eğilimin görülmesi nedeniyle kendisine pek çok yerel muhalif edinirken, bir yandan da sınırları içerisinde faaliyet gösterdiği Kuzey Yemen Cumhuriyeti idarecilerinin şüphelerini üzerine çekti.

Dammac Darulhadisi zamanla büyüdü, ders programının yoğunluğu, bölgenin sosyal hayatının Darulhadis’in din anlayışı ekseninde şekillenmesi Dammac’ı uluslarası bir çekim merkezi haline getirdi. Öğrenci sayısı hızla artarken, öğrencilerin ülkeleri de çeşitlilik kazandı, Yemenli öğrenciler çoğunlukta kalmakla beraber, Suudi Arabistan, Kuveyt, Mısır, Cezayir, Somali, Libya ve Endonezya gibi İslam ülkelerinin yanı sıra Batı Avrupa ülkelerinden gelenler de Darulhadis’te önemli bir yekun oluşturdu. 90’lı yıllardan itibaren, Suudi Arabistan’ın modern teknikle donanmış hayat tarzına rağmen, fakir bir ülke olan Yemen’in son derece mütevazı bir kasabası olan Dammac’a özellikle Batı Avrupa’daki Selefi kurumların cemaatleri ve özellikle mühtedi Avrupalılar arasında “İslam’ın ailece ve cemiyetçe ideal bir biçimde yaşanacağı bir hicret diyarı” olarak bakılmaya başlandı.
Şeyh Mukbil ibn Hadi 13 Temmuz 2001’de tedavi için bulunduğu Cidde’de öldüğünde, Darulhadisin başına talebesi Şeyh Yahya El-Hacuri (1958-) geçti. Aynı sene meydana gelen 11 Eylül saldırısı ile başlayan süreçte, Guantanamo tutuklularından bazı kişilerin Dammac’daki Darulhadis’te eğitim aldıkları öğrenildiğinde, Batılı Devletlerin baskısı ile Yemen devleti yabancı öğrencilere vize vermeyi zorlaştırdığı halde, El-Hacuri döneminde toplam öğrenci sayısında artış olduğu gibi, yabancı öğrenci sayısındaki artış da devam etti.[15]

 

Gelinen noktada Husi'ler İran tarafından Yemen'de yaşanancak mezhep temelli bir iç savaşın tohumlarını zaten mümbit olan bu topraklarda fazlasıyla saçmışlardır. Önce İhvanı Müslimmin bürolarını hedef alan Husi'ler, Sünni halkın ve aşiretlerin El Kaide'ye destek vermesi üzerine ise El Kaide'yi hedef almaya, böylece Batı'dan destek elde etmeye çalışmakadır.

 

2015 Yılına Girilirken Ülkede Son Durum

Yukarıda ortaya konulan bilgi ve verilerin üzerinden geçen yaklaşık iki buçuk yıllık bir sürecin ardından ülkede siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal dengeler bütünüyle değişmiştir. O tarihlerde de ortaya konulan bir takım öngörülerin ortaya çıktığı görülebilmektedir. Hali hazırda Yemen’de oluşan son durumda iki aktör ön plana çıkmaktadır; Husiler ve El Kaide.

Ülkede yaşanan devrim süreci ve Ali Abdullah Salih’in koltuğunu yardımcısı Abdurrabbuh Mansur Hadi’ye devretmesinin ardından, ülkede özellikle el-Ahmer aşiretinin de desteğine sahip olan Islah Partisi ciddi etkinlik kazanmıştır. Bir süre bu şekilde ülkedeki etkinliğini artıran Islah-el Ahmer ittifakı, Husilerin yükselişi karşısında ağır bir yenilgi alarak ülkenin başkenti Sana’yı Husiler’e terk etmek zorunda kalmıştır. Bir nevi darbe girişimi olan bu hamlenin ardından Husiler Hükümeti ve bakanlıkları büyük oranda ele geçirmiş ve orduyu da büyük oranda kontrolleri altına almıştır. Ordudaki el Ahmer aşireti etkisi zayıflamış ve Husilerin kontrolü artmıştır. Husilerin aynı zamanda eski başkan Ali Abdullah Salih’le de ittifak ettiği söylenmektedir. Ali Abdullah Salih’in Husilerle aşiret olarak akrabalık bağları da bulunmaktadır.  Hali hazırda ülkede özellikle mezhebi gerilim gittikçe tırmanmış ve Husilerin açıkça İran yanlısı bir politika gütmeye başlaması ve Sünniliğe yakın Zeydiliğin aksine 12 İmam Caferiliği açıkça benimsediği ilan etmesi ve yaymaya kalkışması, gerilimi iyice artırmıştır. Ülkedeki Sünnileri hedef almaya başlayan Husi güçleri, son dönemlerde etkisini Sünni bölgelerde de artırmaya başlamış ve Sünni bölgeleri işgale kalkışmıştır. Bu durum ülkedeki Sünni aşiretlerin ayaklanmasına sebep olmuş ve Husilere karşı pasiflikle suçlanan Islah Partisi’nin yerine, El Kaide’yle işbirliği yapmaya başlamışlardır. Son dönemlerde yaşanan bu gelişmelerin ardından El Kaide ülkede özellikle Sünni halk ve aşiretler üzerindeki etkinliğini oldukça artırmıştır. Ülkenin güneyi ve doğusundaki aşiretler üzerinde öteden beri etkili olan örgüt, Husilerin ilerleyişi karşısında ülkenin merkezi, batısı ve kuzeyindeki Sünni aşiretlerden de destek görmeye başlamıştır. Mevcut durumda Husilerin ilerleyişini durdurabilecek başka bir alternatif gözükmemektedir.

Yemen’de yaşanan bu son tırmanışta İran’ın etkisi oldukça büyüktür. İran bütün bölgede olduğu gibi, Yemen’de de mezhepçi bir dış politikayla nüfuzunu artırıp yayılmaya çalışmakta ve bu bölgedeki Sünniler üzerinde bir baskı ve sonuç olarak rahatsızlık ve tepki yaratmaktadır. İran destekli Şii Husilerin ilerleyişine rağmen  ABD’nin El Kaide’yi hedef almaya devam etmesi, El Kaide’yi koruyucu olarak gören Sünni halk üzerinde tepkiye sebep olmaktadır. Suudi Arabistan’ın Şii Husilere karşı pasif bir tutum takınması, buna karşın El Kaide’ye karşı ABD’ye yardım etmesi ise Yemen’deki Sünniler tarafından ihanet olarak algılanmaktadır.

Gelinen son noktada ülke İran’ın tırmandırdığı bir başka mezhep çatışması arenasına dönmüş, ABD’nin de insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırılarsa, adete bu tırmanışa çanak tutmuştur. Yemen’deki İran’ın tutumunu, İran’ın bölgesel ölçekteki mezhepçi politikalarından ayrı düşünmemek gerekir. İran açıkça bölgesel ölçekte mezhebi tabanlı bir güç olmaya çalışmakta ve bu da bölge boyunca Sünnilere karşı oldukça kanlı bir savaşı tetiklemektedir. İran bu politikalarından vazgeçmedikçe, bu tırmanışın önüne geçilmesi mümkün değildir. Yine burada ki bir başka problem, ABD tarafından düzenlenen saldırılardır. Sık sık El Kaide hedeflerini vuruyorum diyerek ağır sivil kayıplara sebep olan ve ülkede güvenlik zaafına sebep olan ABD, bu haliyle Yemen’i istikrarsızlaştırmaktadır. Bu saldırılar aynı zamanda ülkenin ekonomik ve toplumsal alt yapısını da hedef almakta ve büyük zarara yol açmaktadır.

Bu tablo karşısında kaçınılmaz olarak El Kaide’ye olan Sünni halk desteği artmaktadır ve bu trendin yükselmeye devam edeceği düşünülebilir. Bölgesel olarak İran ve Suudi Arabistan’a aynı anda tehdit olan bu örgüt, ABD için de özellikle ülkenin sahip olduğu stratejik pozisyon gereği büyük bir önem arz etmektedir. Son günlerde meydana gelen Paris Saldırısını Arap Yarımadası El Kaidesinin üstlenmesinin ardından dikkatler tekrar bu örgüte yönelmiştir. Saldırıyı gerçekleştiren Kuaşi kardeşlerin 2011 yılından örgütün Yemen’deki kamplarında eğitim aldığı ve Enver Evlaki ile görüştüğü iddiaları medyaya da yansımıştır. El Kaide’nin merkezi tarafından yurt dışında saldırı yapma yetkisi verilen tek kolu olan Arap Yarımadası El Kaidesi(AYEK), bu sebeple başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin de birinci hedefleri arasında yer almaktadır. Yemen’de grubun güçlenmesiyle bu tehdit algısının daha da artacağı düşünülebilir.

Türkiye açısından Yemen’de ortaya konulacak siyaset, mümkün olduğunca diplomatik ve taraflar arasında aracılık çabası merkezli olmalıdır. Türkiye her ne şartta olursa olsun hali hazırda başkenti ve Hükümet kurumlarını ele geçiren Husilerle ortak bir fotoğraf vermekten kaçınmalıdır. Ülkeyi mezhepçi bir gerilime sürükleyen ve azınlık bir gruba yaslanıp, İran desteğiyle ülkede hakimiyet oluşturmaya çalışan bu grupla girilecek güçlü ilişki, ülkede çoğunluğu oluşturan Sünni halk nezdinde hoş karşılanmayacaktır. Türkiye’nin genel siyasetine daha yakın duran Islah Partisi(İhvan kökenli) ve müttefikleri el-Ahmer aşiretinin belirli bir etkinlik alanı vardır. Buna karşın Husiler karşısında etkisiz kalmaları bu grupların El Kaide’ye taban kaybetmesine yol açmaktadır. Türkiye bu durumu iyi okumalı ve Sünni halkın endişelerini iyi anlamalıdır. Bütün bu tablo içerisinde Türkiye’nin ülkede ABD ve Suudi Arabistan’la ortak bir çizgi izlemesi de felaket olacaktır. Mevcut haliyle bu ülkeler Yemen’deki sorunun çözümünde bir taraf olmaktan ziyade, sorunun bir parçasıdır. Yine sorunun bir diğer parçası olan İran gibi. Ülkede Herak v.b. güneyli ayrılıkçı yapılar da mevcut ve bunlar da belli ölçekte bir aktör olsa bile, yine aşiretler dengesinde bir yere oturmaktadır ve uzun vadeli güçlü yapılar oldukları söylenemez.

Özetle Türkiye’nin Yemen’de temelde takınacağı tavır, insani yardım merkezli ve diplomasiyi önceleyen, kesinlikle askeri operasyon(hedef hangi grup olursa olsun) ya da benzeri faaliyetlerin dışında kalması gereken bir yaklaşımdır. Bunun yanı sıra bir takım ekonomik faaliyet imkanları araştırılabilir. Yemen’de agresif bir dış politikaya gerek yoktur. Türkiye’nin burada kullanacağı temel politika, soft power eksenli olmak durumundadır.

 

Sonuç

Yemen'deki sorun temelde ABD ve Avrupa'nın Skyes-Picot Anlaşmasıyla beraber Ortadoğu'yu gelecekte sürekli dini, etnik, ekonomik ve siyasi çatışmaların çıkabileceği şekilde dizayn etmesinin bir sonucudur. Ülkede harici aktörlerin hatırı sayılır etkisi bulunmaktadır. Kendi başına ayakta duramayan ve irade sergileyemeyen Yemen sürekli biçimde çevre ülkelerin ve küresel güçlerin etkisine maruz kalmaktadır. Soğuk Savaş döneminde ABD-Sovyet çatışmasının nesnesi olan Yemen şimdi de İran-Suudi Arabistan çatışmasının nesnesidir. Ancak İran ve Suudi Arabistan burada aktör değil biri Çin-Rusya diğer ise ABD ekseninde siyaset yürüten ikincil güçlerdir. İran ülkede azınlık olan Şii'leri bağımsızlık ve güç yoluyla iktidarı ele geçirme temelli harekete geçirerek tehlikeli ve riskli bir kumar oynamaktadır. Husi'lerin Sünni halka, İhvanı Müslimine yönelik saldırıları ve ABD'nin Yemen'e müdahaleleri El Kaide'yi ülkedeki en güçlü Sünni yapı olarak ön plana çıkarmaktadır. Sonuç olarak aşağıdaki çıkarımlarda bulunmak mümkündür:

 

  1. Yemen Suudi Arabistan etkisinden İran etkisine kaymaktadır. Ancak bu değişim Suudi Arabistan'ın kontrollü desteğine sahiptir. Zira Husi'ler öncelikle Yemen İhvan'ı Müslimin Hareketini (Islah Partisi) ve El Kaide'yi hedef almaktadır.
  2. Yemen İhvan'ı Husi'lerle savaşta Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin Husi'lerden yana tavır alacağını düşünmektedir.
  3. İran bölgede yeni bir Hizbullah yapılanması yaratmaktadır. Husi'leri deniz yoluyla silahlandırmaktadır.
  4. Yemen'deki gelişmeler hatırı sayılır bir Şii nüfusa sahip olan Suudi Arabistan'ı etkileyecektir. Sırada Bahreyn'in olması muhtemeldir.
  5. İran Yemen'deki etkinliği ile petrol üzerindeki nüfuzunu artırmaktadır. Bu Çin ve Rusya'nın da desteklediği bir siyasettir. 
  6. İran nükleer müzakereler ve bölgedeki Suriye gibi politikalarında elini güçlendirmektedir.
  7. İran Husi'ler yolu ile tıpkı Lübnan, Pakistan, Afganistan, Suriye ve Irak'ta olduğu gibi ABD adına Sünni İslami Hareketlerle savaşmakta böylece ABD ile ittifakını sağlamlaştırmaktadır.
  8. Husi'ler İhvanı Müslimin ve El Kaide ile savaşarak ABD ve Batı ile ittifaklarını pekiştirmektedirler.
  9. İran'ın asıl stratejik hedefi büyük öneme sahip Aden körfezini Rusya, ABD ve Çin adına kontrol etmektir.
  10. Suudi Arabistan halkı yoğunluklu Sünni-Selefi inanışa sahiptir. Suudi Arabistan bir El Kaide devletine komşu olmak üzere sürekli kin ve dini nefret ile yıpratacağı ve ülkedeki az sayıda Şii'yi etkileyecek Husi'leri kerhen tercih etmektedir.
  11. Suudi Arabistan içerisinde özellikle de dini çevrelerde yönetimin sessizliğine karşı tepkiler yükselmektedir.
  12. Suudi Arabistan din adamları ve halkın tepkilerine rağmen İran ile son yıllarda üstü örtülü bir işbirliğine gitmektedir. İran Dışişleri Bakanı New York'ta Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Suud Faysal'la görüşmesi akabinde "İki ülke arasında yeni bir sayfa açıldı" şeklindeki açıklamada bulunmuştur.
  13. Suudi Arabistan ile Zeydi-Husi kesim arasındaki çatışma 1930'lu yıllarda benzer bir yayılma stratejisi yürüten Mütevekkile Devleti'ne dayanmaktadır. Tarihi-dini bir çatışma söz konusudur.
  14. ABD Ortadoğu'dan büyük oranda çekilmektedir. Bölgedeki rolünü ise İran yanlısı Şii hareketlere vermektedir.
  15. Yemen hamlesi sadece İran hamlesi değil petrol ve Ortadoğu üzerinde ABD'den boşalan koltuğa oturmak isteyen Rusya ve Çin'in de ortak hamlesi olarak değerlendirilebilir.
  16. Artık Ortadoğu petrollerine ihtiyaç duymayan ABD, yönünü Asya-Pasifik'e dönmektedir. Bölge ise İran, Rusya, Çin etkisine daha açık hale gelmektedir.
  17. Yemen, Mısır, Libya, Suriye ve Irak'ta yaşananlar Sünni halklara bir daha devrim yapmayı akıllarından bile geçirmemeleri yönünde ağır bir ders vermek olarak okunabilir. Bu halklar İsrail-İran-Hizbullah-ABD-Rusya-Çin ve Körfez ülkelerinin tam ancak üstü örtülü işbirliği ile hedef alınmaktalar. İhvan ya da El Kaide arasında fark gözetilmeksizin tüm Sünni İslami Hareketler hedef oturtulmaktadır.
  18. Yemeni tıpkı Irak ve Suriye'de olduğu gibi ılımlı olan ya da olmayan Sünni grupların El Kaide'ye yakınlaşacağı bir gelecek beklemektedir. Bu iki ülkede olduğu gibi rejimler zayıflayacak Şii ve Sünni kanat güçlenecektir.
  19. İran Ortadoğu'daki müdahaleleri ve siyasi faaliyetleri ile öncelikli olarak İhvan'ın projelerini hedef almaktadır.
  20. İran artık Batı'nın İslam Dünyasında Sünni İslami Harekete karşı kullandığı silahlı gücüdür.  

 

İki bölümlük Yemen Raporu incanews'den alınmıştır.

KAYNAKÇA

[1]Yemen: Al-Qaeda's New Staging Ground? Andrew Lee Butters, Bobby Ghosh and Abigail Hauslohner http://www.time.com/time/world/article/0,8599,1950345,00.html

[2] http://www.yemenpost.net/54/Reports/20082.htm

[3]On Going War between Yemen and the Third Generation of Al-Qaeda New Tactics, Targets and Weapons http://www.yemenpost.net/54/Reports/20082.htm

[4]Airliner plot raises al-Qaida in Yemen profile Donna Abu-Nasr - The Associated Press

[5] http://www.armytimes.com/news/2009/12/ap_al_qaida_yemen_122709/"

[6] http://online.wsj.com/article/SB125417307132347371.html (Yazara bu adresten ulaşabilirsiniz. [email protected])

[7]"Is Al Qaeda in Yemen connected to Al Qaeda in Somalia?," Christian Science Monitor, January 7, 2010.

[8]AL QAEDA IN YEMEN AND SOMALIA: A TICKING TIME BOMB A REPORT TO THE COMMITTEE ON FOREIGN RELATIONS UNITED STATES SENATE ONE HUNDRED ELEVENTH CONGRESS SECOND SESSION JANUARY 21, 2010 

[9] http://www.reuters.com/article/2011/05/27/us-yemen-qaedaidUSTRE74Q2GR20110527

[10]İnspire Magazine, The Tsunami of Change, Anwar al Awlaki

[11] http://www.jpost.com/MiddleEast/Article.aspx?id=222778The writer's recently published book, Virtual Caliphate: Exposing the Islamist on the Internet, deals with al-Qaida's presence on the internet.

[12]Yemen: Background and U.S. RelationsJeremy M. SharpSpecialist in Middle Eastern AffairsNovember 1, 2010 CRS Report for Congress S. 10

[13]Bu bölüm Enes Asım Silin tarafından hazırlanan Dammac inceleme yazısından alınmıştır.

[14]http://aloloom.net/vb/showthread.php?t=10604

[15]http://armiesofliberation.com/archives/2011/11/04/tensions-houthisdammaj-in-saada-yemen/ 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.