1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. İhvan'ın gençleri için tağutların karşısında ayağa kalkma vakti gelmedi mi?
İhvan'ın gençleri için tağutların karşısında ayağa kalkma vakti gelmedi mi?

İhvan'ın gençleri için tağutların karşısında ayağa kalkma vakti gelmedi mi?

İslam coğrafyasının en köklü hareketi olan İhvan bir asırdır verdiği mücadele boyunca yöneticileri tarafından sürekli tağutlara boyun eğmek durumunda bırakılıyor. Soruyoruz, Ümmetin gençleri ne zamana kadar tağutların nişangahı olmaya devam edecek?

A+A-

Geçtiğimiz gün ölen Al'i Selül'ün baş tağutu Kral Abdullah için Suud'a taziyelerini ileten İhvan yöneticileri, teşkilatlarına tüm hücrelerine kadar zilleti bir kez daha yaşattılar. Yakın bir zamanda Mısır'da kaleme alınan makalede İhvan'ın ve benzerlerinin içine düştüğü tahammül edilemez zilletin sebepleri, sonuçları ve kurtuluş reçeteleri tevhidi bir bakış açısı ile alınmış

Bu vahim tabloyla beraber bu makalenin okunması "Bu kadar yıl yapılan çalışmalar boşuna mı" cılara faydalı bir nasihat olması açısından önemlidir. Suud kralı tahtına kurulup, İhvan mensuplarına Mısır zindanlarında en ağır işkencelerin reva görülmesini finanse etmişken, İhvan neden bir cehennem kütüğü için mağfiret diler!? 

Söz konusu makaleyi ilginize sunuyoruz;

 

"Geçtiğimiz aylarda mekameleen.tv'nin konuğu olan Şeyh Vacdi Ğanim’di. (İhvan’ın en ünlü şeyhlerinden biridir.) 

Şeyhin programda Sisi’nin küfrü ve riddetini söylemesi üzerine sunucu, şeyhe şöyle bir soru sordu: 

'Hüsnü Mübarek ve Askerî konseyle çalışan İhvan değil miydi? Sisi’yi tayin eden başkan Mursi değil miydi? İhvan’ın onlarla hakimiyet ve siyasi hayatta ortak çalışmalarına rağmen sizin bu sözünüz nasıl tutarlı olabilir ki?!'

Şeyh cevaben, Mübarek’i de tekfir ettiğini söyledi ve Sisi ile ilgili şunları ekledi: ‘O, başkan Mursi’ye gelerek omuzlarından askeri rütbeyi sökerek, başkanın masasının üzerine atarak şöyle demişti: ‘Benim rütbem de hayatım da İslami bir proje için feda olsun!!’ ’ Şeyh akabinde şunları ekledi: ‘Kim bizi Allah ile kandırırsa, onun için kandırırız kendimizi’ Şeyh daha sonra şöyle dedi: ‘Müslümanın bir yerden iki defa ısırılması caiz değil! Liderler üzerine düşen, bundan sonra işi gençlere bırakmaktır.’

Gerçekten de sorun Allah ile kandırılmak mıdır?!

Her bir İhvan üyesi, siyasi İslamcı hareketlerin kahir çoğunluğu ve askerî darbeyi kabul etmeyenlere göre mesele, ‘Şahıs’ meselesidir, Allah ile kandırmaktır.. Hakikat ise bundan daha tehlikeli ve daha büyük boyutlardadır. Belki de bu basiretsiz kıt bir tasavvurdur ki, İhvan’ı aynı hatalarda sabit bir şekilde tekrarlayıp durmaya, aynı hataları nesilden nesile aktarmaya itiyor. Aslında bütün sorunların temelinde bu hata yatıyor.

Zira mesele ne şahıs meselesi, ne de kandırılmaktır. Öyleyse problemin aslı nedir? Sorunun çözümü nedir?!

Şimdi de soruya cevap vermeden önce gelin İhvan’ın tarih boyu hükümetler ile ilgili nasıl bir düşünceye sahip olmuşlar onu görelim.

- Cemal Abdunnasır dönemi: Bu vahşi tağut İhvan’a karşı zülmde haddi aşmasına rağmen, İhvan bu tağutu tekfir etmemekle kalmamış, bilakis öldüğü zaman da ona merhamet dilemiştir!

- Enver Sedat dönemi: Sedat’ın Nasır döneminde askerî hâkim olarak bir çok İhvan üyesine idam hükmü vermesine rağmen İhvan, Sedat döneminde onunla ‘siyasi masa’ya oturdu.

- Hüsnü Mübarek dönemi: Bu mel’un tağutun Mısır’da her şeyi ifsad etmesine, Yahudilerin en sadık hizmetçisi olmasına rağmen İhvan’ın genel mürşidi, onun hakkında şunları söylemişti: ‘O, bütün Mısırlıların babasıdır ve onun oğlu Cemal Mübarek’in, Cumhurbaşkanı adayı olmasında bir sakınca görmediklerini dile getirmişti!!

- Askerî meclis döneminde: Askerî meclisin Yahudiler ve Mübarek’in hizmetçisi olmasına, gençleri öldürmesine, Mısır ekonomisinin yarısını çalmalarına, Mısır gençlerini kendisine hizmet etmesi için köle edinmesine, bütün bunlara rağmen İhvan, askerî meclisle ilgili şunu söylemişti: Muhakkak ki ordu, devrimin koruyucusudur ve Halk ve Ordu bir eldir!!

- Sisi dönemi: Bu aşağılık tağutun yaptığı vahşice katliama rağmen; öyle bir vahşet ki Mısır tarihinde böyle bir vahşet görmemişti... İnsanları diri diri yaktırdı... emzikli bebekleri ve küçük çocukları katletti... Mushafları kirletti... Mescidleri, camileri yaktı... yıktı... Buna rağmen İhvan, Rabia katliamından 10 gün sonra resmî açıklama yaparak, Sisi ve taifesi hakkında şu ibarelere yer vermişlerdi: ‘Bize karşı çıkmış, zulüm yapmış kardeşlerimiz... Bununla da meselenin, iman ve küfür meselesi olmadığı mesajını vermişlerdi!!

Öyleyse mesele, şahıs meselesi değil, bilakis zorunlu olarak akide meselesidir.. Öyleyse nedir İhvan’ın akidesi?!

Gelin sözü İhvan’ın genel mürşidine bırakalım, o konuşsun kendi akidelerini:

Amr El-Leysi ‘90 dakika’ programında İhvan’ın genel mürşidi Muhammed Bedi’ye şunu sormuştu: İhvan’ın içinden bazı sesler, liberalleri tekfir ediyorlar, buna nasıl bakıyorsunuz?

Muhammed Bedi, şöyle cevap veriyor: ‘İmkânsız bir şey... Sana bir şey söyleyeceğim... İhvan’dan bu kelimeyi, kim kardeşine söylerse Allah’ın hükmü kendisine döner... Eğer söylediği şey kardeşinde olmazsa... Sana kendimin de şahit olduğu tarihten bir olayı anlatayım. Hapishanede işkencecilerden biri şöyle demişti: ‘Rabbimiz dahi semadan nüzul etse, onu zindana atar, hapsederdim...’ Vallahi bunu söyleyen vardı... Bunun üzerine bazı kardeşler, bu sözü söyleyeni tekfir etmişlerdi... Şems Bedran, Hamza Besyuni, Salah Nasr gibi insanlar, işkence edilerek öldürülmüştü... Babalarının gözleri önünde, çocuklarına işkence edilmiş, kadınlar kırbaçlanmıştı... Ezher’in büyük âlimlerinden Şeyh Muhammed Avden -rahimehullah- 82 yaşına rağmen üzerine kuduz köpekler salmışlardı... Bu gibi olaylar, zindanlarda yüzlerceydi... Bu hâl üzere yaşıyorlardı... İşte: ‘Rabbimiz dahi semadan nüzul etse, onu zindana atar, hapsederdim...’ sözü söylenirken hapishanenin durumu buydu... Bu insanların sözünü duyan kardeşler, hapishanenin hastanesinde bulunan Mürşide koşarak: ‘Bu insanlar kâfir oldular’ söyleyivermişlerdi... Mürşid, onlara: ‘Durun! Acele etmeyin! Bu söz küfürdür... Bu amel küfürdür fakat bu sözü söyleyen, kâfir değildir... Bu senin işin değil... (Tekfir etmek ..Müt..) Ona hüküm veren sadece Allah’tır.’ ‘Davetçiyiz, kadı değiliz’ kitabını okuyan İhvan’dan bu beklenir mi? Şunu da belirteyim ki, bu kitabı kendi el yazısı ile yazan 4 kişiden biriyim... Bu kitabın yazarı, İhvan cemaatinin ikinci mürşidi Hasan El-Hudaybi’dir... İşte bu kişi; bizi öldüren, bizi hapse atan, bize işkence eden insanları tekfir etmemizi reddetmişti...’ (Bu konuşmanın kaynağı, 12.05.2011 tarihinde İhvan’ın genel mürşidi Muhammed Bedi’nin Amr Leysi ile gerçekleştirdiği ‘90 dakika’ programının 1:12:11’den 1:14:01 dakikalar dan alınmıştır.)

https://www.youtube.com/watch?v=ePZALfiojRw

Onların: ‘Bu söz küfürdür... Bu amel küfürdür fakat bu sözü söyleyen kâfir değildir. Akidesi ğulat Mürcie ve Cehmiyye akidesinin ta kendisidir... Zira onlar büyük küfür için, kalbî inkâr ve yalanlamayı helal görmesi şartını koşuyorlar!!... İşte bundan dolayı, onlara göre küfür var fakat küfre bulaşmış bütün insanlara kâfir hükmü vermek için mutlaka onun kalbine bakmamız gerekiyor!!... Bununla da Ehli Sünnet itikadına muhalif olmuşlardır.

Mürşidin söylediği ve İhvan’ın itikad ettiği, ğulat Mürcie ve Cehmiyye’nin akidesidir. Maalesef siyasi İslamcıların çoğunluğu lider ve üye olarak bu akidedeler... Yine Mısırlıların çoğunluğu, bu akideyi benimsemişler!! Bugün düştüğümüz içler acısı durumun başlıca nedeni de bu akidedir. Bu tehlikeli bidat olan akide, bazen o kadar ileriye gider ki, Hristiyanları dahi Mısırlılar olduğu için kâfir görmezler!! Vatan birliği sebebiyle!

Aslında irca akidesinin tabiatı, Mısırlıların tabiatina uygun bir akide. O Mısırlılar ki, barışçıl, kendi düşmanıyla çatışmadan kaçarak, barış sağlamaya çalışan bir kavim. İşte bu bidat akide, kavim hangi fıtrattaysa ona uygun olduğundan geniş bir yayılma alanı bulmuştur belki de. Belki de bu teslimiyyetçi ruh, zulme çabuk uygunlaşma, uzun zaman Mısır’a hâkim olan zalim Firavun rejiminden gelmektedir. O Firavun ki, Mısırlılara hiçbir merhameti yoktu... İşte ne zaman ki, Firavun karşısına çıkmaya kendilerinde güç bulamadılar, ona karşı mücadele edemediler, o zaman onunla uyum sağlamaya başladılar, önce onu kabul ettiler, beraber yaşamaya baktılar, sonra ona hak kazandırma, onunla ilgilenme, onu sevme ve yardım etmeye baktılar. En sonda da ona ihsan ile muamele ettiler.

Bundan dolayıdır ki, bugün Mısırlıların katında tağutu reddetmeye ve onunla cihad etmeye davet eden her bir çağrı ‘aşırılık, tekfirçilik, şiddet, terör’ ismini almıştır!! Mısır ruhu, Mısır akidesi, Mısır tabiatı çok garip bir şey. Öyle ki bugün Mısırlılar, tağutların hamisi ve onun hizmetçisi konumuna gelmişler!!

İrca akidesi: farzlardan soyutlanmış, günahlara bulaşmış bir akide... Onlara göre kişi, mümin olduğu sürece ne yaparsa yapsın, o ameli, onun imanına noksanlık getirmeyecektir. İrca; hâkimlerin dini, sultanların sermayesidir... Dinde çıkartılmış en tehlikeli bidattir... Fakat İhvan farzları işliyor... Hâkimlere tam bir itaat de yok... Ne de onlarla cihad ederler!

İhvan, hâkimlerle siyasi olarak yarışır, bazen onlara muvafakat eder, bazen yarışır, bazen inkâr eder, bazen de onları över... Ve İhvan’ın şöyle dediğini görürsün: ‘Bu, değişen bir siyaset... Ve şüphesiz, siyaset; olabilirler sanatıdır!!’

İşte burada yatıyor sorunun temeli... İşte buradadır, eşi görünmeyen hayret edici nadir İhvan şahsiyeti...

Şöyle ki: Akide olarak Mürcie, Cehmiyyedirler. Amel ve ibadetler yönünden ise Ehli Sünnet... Namaz, oruç ve başka farz ibadetleri, nafile ibadetleri yapmalarında bir sorun yoktur.

Siyaset olarak ta: Necis pragmatik siyaset... ‘Tehlikeli siyasi irca...’ Bir de demokrasi var tabi... Cahiliye sancaklarından bir sancak. Bundan dolayıdır ki, İhvan’ın verdiği kayıpların sayı hesabı yok... İhvan üyelerinden 15 sene ceza alarak hapse atılan üyelerinden onlarca uygarlık bina edilirdi! Buna rağmen, bu kayıpların ne bir kıymeti var, ne bir etkisi, ne de bir sonucu... Zira siyasi irca, pragmatik düşünce, bütün bunları mahvediyor... Gençlerin enerjisinin, nesillerin gücünün ve servetlerinin boşuna tüketilmesi, fasit bir akideyi düzeltmez... Yolun sonuna ulaştırmaz... Bundan kurtulma, kalp ve akılda bitirmektir meseleyi... Başlangıç: Bu irca bidatından tevbe etmektir... Tağuta imandan tevbe etmektir.

Korkunç olan; İhvan’ın içinde bulunduğu büyük musibetlere rağmen, tekrar tekrar vuku bulan senaryolara rağmen problemin kaynağını görmüyorlar... Hastalığın sebebi nedir idrak etmiyorlar. Zannediyorlar ki, mesele sadece kandırılmaktı... Tuzağa düşmekti. Bu mesele, çok tehlikeli bir meseledir. Eğer İhvan tevbe etmeden, akidelerini düzeltmeden devam ederlerse tekrar tarih boyu yaptıkları hataya düşeceklerdir ve birileri çıkıp İhvan’ı kandıracak ve senaryo tekrarlanacaktır.

Muhakkak ki, mesele herhangi bir şahsın tekfirinde ictihad etmek değildir. Mesele Tağutu reddetmek, tekfir etmek meselesidir... Bütün tağutları... Bütün yöneticilerin, Haçlı istilalarının bir parçası olduğu meselesidir... Yöneticilerin, Haçlılara hizmetçi olması, onlara kölelik etmesidir... Ve bu yöneticiler, ister halkına iyi davransın ister de kötü meselenin dinden çıkaran küfür olmasıdır...

Mesele, İhvan’ın hazırdaki liderlerinin değiştirilerek yönetime gençlerin getirilmesi de değil... Eğer gençler de kendi liderlerinin akidesi üzerine devam edeceklerse, şüphesiz başarısızlık, kaos, yıkım; kesin sonuç olacaktır.

Mesele; tağutu reddetmek, ortağı olmayan Allah’a iman etmektir... Öyle bir halis iman ki, bir cemaata has maslahattan, bir partiye olan cahilce taassuptan, beşerî hevadan, fikrî vehimlerden, Mısırlıların akıl ve kalplerine işlemiş laiklik pisliğinden arınmış bir iman.

Mesele; tağutları yok etmek, onun kuvvetini kırmak için Allah yolunda cihaddan başka çıkış yolunun olmadığını kavramaktır...

Cihad edilmesi için, Mısır aklının irca akidesinden temizlenmesinin gerekliliğidir mesele... Öyle ki; tağutu reddetmek, tekfir etmek, sahih bir şekilde mümkün olsun. Ne kadar ki o, tağuta iman ediyor... Onunla mücadele etmesi, onunla savaşması, hatta barışçıl yollarla mücadelesini sürdürmesi mümkün değildir!

Mesele; mustazaf olmak, silahsız, kadrosuz ve mali desteksiz olmak meselesi değil... İhvan’ı Mısır’da seven ve destekleyen ortalama 5 milyon kişi var... Bunların 1 milyonu nizamlı bir şekilde çalışıyor, aktif çalışıyor!! Bu sayı ile değil Mısır’ı, tüm ümmeti kurtarmaya yeter!

Sorun, temeldedir... Problem, köklerde... Sorun; dinin aslı meselesi, sorun tağuta iman... Tağuta hoşgörü göstermektir, asıl sorun... Böylelikle sonuç, teşri hakkını tağuta vermekle bitecek... Onun hâkimiyyette davam etmesini sağlayacak... Diğer taraftan da İhvan’ın abes yere vermiş olduğu kayıplar artacak... Gençlerin enerjisinin boşuna tüketilmesi olacak... İşte altmış senedir davam eden sorun budur!

Çözüm, bidat ehlinin; akidesinden, ircadan tevbe ederek, tağutu reddetmek, onu tekfir ederek... Hem de tüm tağutları... Ortağı olmayan Allah’a iman etmektir, çözüm... Allah yolunda tağutlarla, onun askerleriyle Allah’ın dini hâkim olsun diye, şeriatı, hadleri uygulansın diye cihad etmektir çözüm.

Zülmetlerin yok edilmesi gerekir:

Kişiyi hiçbir şey görmeyen kör yapan cahilî taassupçuluk zülmeti.

Bir cemaatin takdis edilmesi ve onu korumanın, İslam’ı korumak olacağı zülmeti.

Akidenin zülmeti; Tağutu, kendi kardeşi gören irca akidesinin zülmetinden

Fikrî bozukluk zülmeti; Cihadı iptal eden... Demokrasiye inanan bir zihniyetin zülmetinden

Kavmiyetçilik zülmetinden; Tağutların çizdiği sınırların, Sykes-Picot sınırlarından, beynelmilel Haçlı kanunlarından.

“Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nur vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.” (24/Nur, 40)

Son olarak; Korkarım, Şeyh Vacdi Ğanim’in bu konuşması; hakikati araştırmak, hakkı ikame, batılı yok etmek için değil, askerî darbeye karşı gelenlerin saflarında sezilen durgunluğu harekete geçirmek için bir nevi toplumu galeyana getirmek nevinden bir konuşma olsun!!

Allah’ım! İhvan’ın gençlerine hidayet, hak yolu görecek basiret ihsan eyle... Onları senin sırat-i müstakimin dosdoğru yolunda yürüyenlerden et!"

 


Mısırlı Aktivist Ahmed Taha'nın makalesi Tevhidi Gündem için tercüme edilmiştir.

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.