1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. İslam Devleti sözcüsü Adnani'nin son açıklaması
İslam Devleti sözcüsü Adnani'nin son açıklaması

İslam Devleti sözcüsü Adnani'nin son açıklaması

İslam devleti resmi sözcüsü Şeyh Ebu Muhammed El-Adnani'ye ait "Ey kavmimiz! Allah'ın dâvetçisine icabet edin" başlıklı yeni bir ses kaydı yayınlandı.

A+A-

Adnani'nin "Allah'ın davetçisine icabet edin başlıklı" konuşmasının ses kaydı ve tam tercümesi; https://archive.org/details/KalimaRamadan_20150623

"Hamd, El-Kawi ve El-Metin olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam âlemlere rahmet olarak kılıçla gönderilene olsun.

Ve sonra:

Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler sizden kim dininden dönerse (bilsin ki): Allah sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği bir lütuftur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide Suresi, 54).

Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Kâfirlerden size yakın olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar.” (Tevbe Suresi, 123)

Allah’u Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor: “Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler.” (Fetih Suresi, 29)

Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor: “İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.” (Mümtehine Suresi, 4)

Allah’ın, kendisini sevmeleri ve kendilerini sevmesi nimetinde bulunduğu, dinini hâkim kılmaları ve şeriatı ile yönetmeleri için seçtiği; kendi yolundaki mücahit-mümin kullarının sıfatlarından biri de kâfirlere karşı izzetli, onurlu, üstün olmalarıdır. Onlar nefisleri ile değil akideleri ve tevhidleriyle üstündürler.

Zaferin, temkin ve kazancın mühimmatları ve sayılarıyla değil Allah’ın lütfüyle kendilerinin olacağına dair kesin inançlarıyla onurludurlar. Rablerinin emrettiğini yerine getirirler ve insanların kınamalarından korkmazlar. Çünkü insanların rabbi kendilerini sevmektedir. Allah’ın emri için insanların kanunlarına, adet ve örflerine, görüşlerine ne kadar ters düşseler de önemsemezler. İnsanlar her ne kadar onlar için birlik oluştursa ve onların üzerlerine toplansa da (bu yolda) başlarına belalar gelmesinden de korkmazlar. Çünkü Allah onlarla kâfirlere karşı sert, aslanın avına karşı olduğu gibi şiddetliler.

Allah’u Teâlâ’nın kendilerini seçtiği, sevdiği ve kendilerine dinini uygulamaları ve hükmünü dayatmaları lütfünde bulunduğu kullarının özelliklerinden biri de kâfirlerden kendilerini temize çıkarmaları, onlardan ayrılmaları, onlara karşı düşmanlık ve öfke ilan etmeleri, onlarla ittifak etmemeleri, onlara yardakçılık yapmamaları, onların içlerinde yaşamamaları, aralarında oturmamaları, aileleri, aşiretleri ya da kavimleri de olsa onları rahatlatmamalarıdır.

Bu, Allah’ın şeriatını uygulayanların halidir. Uzun yollarda karşılarına çıkan zorluk ve imtihanlara karşın değişmez de değişiklik de göstermezler. Şu aldatıcı yıllarda; cihad, Allah’ın dinine yardım ve Allah’ın şeriatını canlandırma iddiasında bulunanların peygamberlerin yolundan saptığını, peygamberimizin (s.a.s.) ve onurlu sahabenin (r.anhum) yolundan başka bir yolla geldiğini gözlemliyoruz. Onun, başına gelecek sıkıntılardan tedirgin olduğunu, dadıların kınamasından korktuğunu, kâfirlere kibarlık ve yardakçılık yaptığını, onlarla beraber çalıştığını ve onları rahatlattıklarını görüyorsun. Dahası onlarla ittifak kuruyor, onları savunuyor ve onlara sevgi gösteriyor. Onun onlarla ilişkiler kurmak için kendilerine yaltaklanarak çaba sarf ettiğini, onların arasında; otoriteleri altında ofisler açmak için uğraştığını görüyorsun. Bunu da sırf onlardan fayda elde etmek ve zararlarından kurtulmak için yapıyor. Onun onlara yalvararak kendilerinden acilen yardım, destek ve arka çıkmasını istediğini görüyorsun.

İslam Devleti’ne gelince o; izzetin; peygamberimizin (s.a.s.) yolunu bilmiş ve onun izinden gitmiş, rehberliğine (yoluna) sımsıkı sarılmıştır. İnşallah değişmeyecek de sapmayacak da! Allah’ın izniyle yolumuzda devam edeceğiz. Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmuyoruz. İnsanlar bizi tek bir yaydan vursa da önemsemeyeceğiz. Milletler üzerimize üşüşse de kılıçlar bize vursa da bunu önemsemeyeceğiz. İlim eşekleri çamura kaysa da bu, Allah’ın izniyle bize bir zarar vermeyecek. Çünkü biz Rabbimizden bir basiret üzereyiz. Kendi kafamızdan bir şey getirmedik. Rabbimizin kitabına ve peygamberimizin (s.a.s.) sünnetine sımsıkı sarılmanın üzerine bir şey de eklemedik.

Ey her mekândaki Müslümanlar! Mübarek Ramazan ayının gelişinden ötürü hepinizi tebrik ederiz. Bizleri bu faziletli aya kavuşturduğundan ötürü de Allah’u Teâlâ’ya hamd ediyoruz.

Ey Allah’ın kulları! Bu ayın kıymetini bilin ve Salih amellere koyulun. Ve en faziletlisine gayret edin. Allah’a en faziletli yaklaşma yolu ise cihad’dır. Öyleyse cihada koşuşun. Bu faziletli ayda kazanmaya ve Allah yolunda şahadete kavuşmaya gayret edin. Onda (ramazanda) yapılan nafile amel, diğerlerinde yapılan farz amele, farz ameller ise diğer farzların on misline denktir. Akıllı, zeki olan ramazanda cihada ve akınlara devam edendir. Hiçbir ibadet cihada denk değildir. Ramazan ayının dışındaki cihad’da ramazandaki cihada denk değildir. Ramazanı Allah yolunda saldırı (atak) ile geçirene kutlu olsun. Bu yüce ayda Allah’ın kendisini seçip de şehit kıldığına gelince ne mutlu onlara! Umulur ki Allah ramazan dışındakinin on katı olsun diye ramazanda şehit olanın ecrini artırır.

Ey Müslümanlar! Cihada koyulun ve koşuşun! Ve ey her mekândaki mücahitler Ramazanı Allah’ın izniyle kâfirlere kötülük ayı kılmak için harekete geçip atılın.

Ey her mekândaki Sünniler! Özellikle de Irak halkı (Iraklı Sünniler)! Bugün, Rafızîlerle sizi çok önceden uyardığımız bir gerçeği yaşamaya devam ediyorsunuz. Onu Bağdat’ta, Diyala’da, Anbar’da, Kerkük’te ve Selahaddin’de bir gerçeklik olarak yaşamaya devam ediyor ve çıplak gözlerinizle görüyorsunuz. Her gün Bağdat’ta yaşanan; Sünnileri kaçırma, öldürme göç ettirme hadiseleri size saklı değildir.

Sünni bir kimse Bağdat’ın dâhilinde dinini izhar etmeye cesaret edemez. (Dışarıdakinin) Oraya girmesinin de imkânı yoktur. Sizden hanginiz bugün Bağdat’ta oğlunun adını Ömer, Osman ya da Muaviye koyabilir? Sizden hanginiz bugün Bağdat’a girebilir? Bugün Rafızîler Sünnilere Bağdat’a girme izni vermemektedir. Hatta Ehli Sünnete mensup olan hiç kimseye izin vermemektedir. O kadar ki uzun yıllardır kendilerine hizmet etmelerine, onları savunmak için yaptıkları fedakârlıklara, Safevilerden daha Safevi olmalarına rağmen sırf isim olarak ehlisünnete mensup oldukları için sahvelerden, polis ve ordudan mürted köpeklerine, yandaşlarına ve hizmetçilerine dahi girme izni vermemektedirler.

Anbar halkından; Rafızîlerin ayaklarında pabuç olan ve mücahitlere karşı onları savunan mürted Sünni subay hakkında sorun! Onun bu yaptıkları kendisine Rafızîlerin katında bir fayda vermedi. Öyle ki o mücahitlerden Bağdat’a doğru kaçmıştı da Rafızîler onu Bağdat’ın girişlerinde durdurup girmesini engelledi. Onunla iki kızı üzerine pazarlık yaptılar. Bu, onu yanlışından uyandıran bir şok oldu ve sapıklığından döndürdü. Ve Anbar’a geri döndü. Tövbe etmiş bir şekilde mücahitlere geldi.

Rafızîler eğer Sünnilere karşı nüfuz sahibi olursa onlara merhamet etmeyecekler. Zaten Sünni öldürmenin –dininden çıkmış ve dininin sadece ismini taşıyor olsa bile - ilahlarına yakınlaşma olduğuna inanırken nasıl da merhamet edebilirler? Onların hizmetçisi bile olsa, onlarda bir köle bile olsa, onlara hizmet ve onları savunmada kendini feda bile etse merhamet etmezler! Bugün sizlere tahmin edilen gelecekten bahsetmiyoruz. Aksine tamamen yaşamakta olduğunuz gerçeklerden bahsediyoruz.

Rafızî çeteleri El-Amiriyye’ye ilk girdiğinde sahvelerin karargâhlarını basmaya başladı. Deyyusluk ve işbirlikçilik sahveleri!

Rafızî çeteleri Duluiyye’ye ilk girdiklerinde Cuma namazını engellediler. Diyala, Selahaddin ve Anbar’da camileri yakıp havaya uçuruşlarını, Sünnileri öldürüşlerini, boğazlayışlarını, yakışlarını ve göç ettirişlerini, mallarını gasp edip mülklerini yağmalayışlarını gördünüz.

Bu gerçekleri bizzat yaşar oldunuz ey Sünniler! Size Samarra’da kaçırılıp da cansız cesetler olarak dönen kuyumcu ve dövizcilerin haberi geldi mi? Yakın zamanda meydana gelen A’zamiyye hadisesini ve Rafızîlerin bu hadisedeki tezahüratlarını, evlerinizi ve arabalarınızı yaktıklarında size yaptıkları açıklamayı unuttunuz mu? Ya da sizi her gün tehdit etmelerini ve sizi “yılanın başı” diye vasfetmelerini ve sizi tehdit edişlerini duymuyor musunuz?

Ey Anbar halkı! Ey Sünni halk! Binlerce esirinizin El-Cenuba nezarethanelerinde göçtüğünü görmüyor musunuz? Ya da onların arasında 1300 iffetli, temiz kadın olduğunu bilmiyor musunuz? Bu (rakam) sadece ilan edilip belgelenen sayıdır.

Ey her mekândaki Sünni halk! Durum önemli! Rafızîler size gerçek yüzünü gösterdi. Size düşmanlıkları ve kinleri sizin için artık açık oldu. Haçlıların size olan düşmanlığı ve kini de Rafızîlerin düşmanlık ve kininden geri kalır değildir.

“(Ey mü’minler!) Kâfirler de putperestler de Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler.” (Bakara Suresi, 105)

“Onlar eğer güç yetirebilirlerse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler.” (Bakara Suresi, 217)

Haçlılar Allah’ın lütfüyle Irak’ta cihadı bastırmaktan umudu kestiler. Bunun üzerine Sünnileri mücahitlerden uzaklaştırma ve “siyasi süreç” denen şey aracılığıyla kendilerine itaat ettirme üzerine oynadılar. Haçlılar bu savaşı da kaybetti. Öyle ki Sünniler genel olarak mücahitlerin etrafında toplanmaya başladı. Yahudiler ise aşiretlerin liderlerinin ve önde gelenlerinin her gün mücahitlere biatlerinden ürküp korktu. Böylece Irak’ı Sünnileri öldürsünler, hapse atsınlar ve göç ettirsinler diye Rafızîlere, İran’a ve kâfir Kürtlere satmaya karar verdiler. Bu artık günün ortasındaki güneş gibi açık bir gerçektir. Ve bu Haçlıların hilafete karşı savaşlarındaki gerçek stratejileridir. Lanetli, pis Haçlıların müftüsü Sistani’nin Rafızî çetesi grubunun kurulması, eğitilmesi ve kısa zamanda tam teçhiz teslim edilmesi, havadan haçlı desteği fetvasıyla uygulanmaktadır. Her ülkeden akın etmeleri, ketibeler, milisler, partiler ve gruplar kurmaları için Rafızîlere kapılar sonuna kadar açıldı. Her partiye hatta her ketibeye kendi reklamını yapan bir uydu kanalı açıldı. Bu sırada Sünnilerden mürtedleri de kendilerini emniyette kılsınlar diye Haçlıların kapılarında ağlar, ayaklarını öper görüyoruz. Ancak ne fayda!

Rafızîlerin kontrolü altındaki bölgeler aşamalı olarak gerek öldürülmeleri gerek tutuklanmaları gerek de göç ettirilmeleri yoluyla Sünni halktan boşaltılıyor. İşte her gün yüzlercesi tutuklanıyor! Gurbette yaşayan Sünnilere Rafızîlerin kontrolü altındaki bölgelerdeki evlerine dönme izni verilmiyor. İçlerinden Diyala’ya, Tikrit’e, Curf Es-Sahr’a, El-Kergul’e ya da El-Uveysat veya diğer yerlere kim döndü? Sünni gurbetçilere Rafızîlerin kontrolü altındaki bölgelere dönme izni verilmiyor.

Özellikle Anbar Halkı! Onlardan Bağdat’a girmeyi kim başarmışsa öldürülmesi ya da esir alınması ya da kovulması için takip edilip kendisine baskın düzenlenmiştir. Ya da Bağdat’ta üzerinde “Her kim Anbar’dan göçen birini sığındırırsa o teröristtir” yazılı tabelaları okumuyor musunuz? Anbar halkından göçmenler çölün sıcaklığı kendilerini yakar şekilde açıklıkta terk edildiler. Buna rağmen içlerinden bazıları hala ailelerine ve dinlerine dönmeyi reddediyor. Azaba katlanıyor ve zillet kadehinden yudumluyorlar. Güç ve kuvvet ancak Allah iledir. Biz onlara zulmetmedik. Ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.  Bu ancak onların cihadı terk etmelerinin, bazı evlatlarının izzeti onların yanında arama adına; Rafızîleri ve Haçlıları dost edinmelerinin, sahvelere ve Safevi Ordu’ya katılmalarının neticesidir. Allah da onları alçalttı.

“Allah, kimi hor ve hakir kılarsa, artık ona ikramda bulunacak bir kimse yoktur.” (Hac Suresi, 18)

Allah Resulü’nün (s.a.s.): “İyne (vadeli olarak satın alınanı aynı kişiye peşin olarak geri satmak) ile alışveriş yaptığınızda, ineklerin kuyruklarına yapışıp ziraate razı olduğunuzda ve cihadı terk ettiğinizde Allah sizin üzerinize dininize dönünceye kadar kaldırmayacağı bir zillet musallat eder." hadisini tasdiken ey Anbar halkı dininize dönün! Ey Anbar halkı yurtlarınıza dönün! Ailelerinize dönün! Evlerinize dönün! Olan oldu artık.

Umulur ki bizim yurttaşlarımızdan olan mürtedler rafizilerin hakikatini anlamışlardır. Ve çoğunun rafizilerin örsünden kaçmaya gayret ettikleri fakat çekiçlerimizin korkusundan yol bulamadıkları bilgisi bize ulaştı. Hem Allah'a daha sonra Müslümanlara karşı bir mazeretimizin olması hem de Mü'minlerin emirinin aşiret reisleri ve ileri gelenlerine yaptığı çağrısına icabet ederek; halen rafizlerle beraber olan sahavat, taraftarları ve askerlerine son bir fırsat veriyoruz. Onlardan istisnasız herkesi yeniden tövbeye çağırıyoruz.  İster komutan olsun ister suçlu biri fark etmez. Sadık olduklarına alamet olması için silahlarını teslim etmeleri dışında onlara herhangi bir şart da koşmuyoruz.

Bu seferki tövbe çağrısında hiç kimseyi istisna tutmuyoruz. Hatta defalarca kez riddetleri sabit olan Hadise'deki Ceğaife kabilesini bile istisna tutmuyoruz. Biz bu çağrıyı elimizde güç olduğu halde yapıyoruz. Ve şuan Hadise'yi kuşatma altına almışız. Oraya girmemiz an meselesidir. Bu sizin ve tüm mürtedler için bir fırsattır. Bu fırsatı kaçırmayın ve bu faziletli ayda tövbe edin. Umulur ki Allah Subhanehu ve Teâlâ tövbenizi kabul eder. Eğer Allah azze ve celle bize lutfeder ve siz tövbe etmeden hadiseyi alırsak. Allah'a yemin olsun ki; Allah'ın izniyle sizi kuşaklara ibret kılacağız. Hatta Hadise'den geçenler, burada Ceğaife'ler ve evleri varmış diyecekler.

Aynı şekilde Şam ve Libya'daki gruplara da çağrımızı yeniliyoruz. Ve onları Allah'ın hükmüyle hükmeden İslam devletiyle savaşmadan önce düşünmeye davet ediyoruz.

Ey büyülenen! İslam devletiyle savaşmadan önce hatırla ki; Yeryüzünde İslam devleti toprakları hariç, Allah'ın hükmüyle hükmedilen ve hükmün sadece Allah'a ait olduğu hiçbir yer yoktur.

Hatırla ki; eğer sen bu topraklardan bir karış, köy veya şehri alırsan orada Allah'ın yasaları beşerin yasalarına dönecektir.

Ve kendine şunu sor; Allah'ın hükmünü kaldırıp beşerin hükmünü getiren veya buna sebep olanın hükmü nedir?  

Evet, sen bununla küfre girersin. Bundan sakın!

Sen İslam devletiyle savaşarak bildiğin ve bilmediğin açılardan küfre girersin. Cehennem davetçilerinin sana İslam devletiyle savaşman için kalkan kıldıkları tüm bahaneleri bir düşün. Göreceksin ki hepside batıl bahanelerdir.

Ey büyülenen asker tefekkür et ve düşün!

Grupçuluk gözüyle değil insaf gözüyle bak, delil ve şeriat perspektifiyle bak. Ayağı kaymış, pisliğe bulaşmış ilmin eşeklerinin fetvalarına bakma. Onların yaygın şöhreti, kitap ve yazarlıkta önce ve güçlü olmaları sizi aldatmasın.

Hayır! Onlar tağutların kucaklarına sığınmış ve cihada çıkmamışlardır. Bunların ömürleri, kadınların özel odalarında oturup fetva vererek geçmiştir. Mücahitlerin hatalarını gözlemektedirler. Ribatları şakımaktır. Gazveye çıkmak istedikleri zaman gazveleri televizyonların buluşma programlarıdır. Allah yolunda bir kurşun atmamışlardır. Cihad sahalarında mücahitlerle beraber bir kere bile olsa görülmemişlerdir. Herhangi bir cihadi cemaate girmek istediklerinde onları kimse kabul etmemektedir. Kabul edilseler bile çok geçmeden ya kendileri cemaati atar ya da cemaat onları kovar. Onlardan biri düşündüğünde onları cemaatten engelleyenin kibirleri olduğunu görecektir. Nefisleri, bir emirin emrine girmelerine razı olmaz. Birçoğunun nefsi onlara cihada çıkmaktan bahsetmemiş ve yaşadıkları sürece de bahsetmeyecektir. Bütün bunlardan sonra onlar cihad etmeyip oturan fasıklardır. Kendilerini cihadda zanedip mücahidlere tavsiyede bulunmaya çalışırlar.

Hayır asla!

Ben insanları gösteriş yapandan sakındırıyorum

Kendisi hidayette değilken insanları sapık görenden

Batıla ne zaman öncülük etse hak bunu engeller

Hakka öncülük etsen dağlar sana tabi olur

Ey büyülenen asker! Dinini kimden aldığına bir bak. Rabbine tövbe et, umulur ki tövbeni kabul eder ve seni hidayet eder.

Ey sahavat! Ey gruplar! İbret almıyor musunuz?

Onlarca yıldır öncülerinizin İslam devletiyle savaşlarından ibret almıyor musunuz? İslam devletiyle savaşan gruplar nerede? Sahavatlar nerede?

Ey Libya'daki gruplar! İbret almıyor musunuz?

Ey Derna sahavatları! İbret almıyor musunuz?

Ey Horasan (Afganistan) grupları! İbret almıyor musunuz? Size ne oluyor da İslam devletiyle savaşıyorsunuz? Sizden birinizin eliyle kabrini kazması hoşuna mı gidiyor? Yoksa kafasının kesilmesini, evinin yıkılmasını mı istiyor?

Ey gruplar! Size ne oluyor da İslam devletiyle savaşıyorsunuz? İslam devletine güç yetireceğinizi mi sanıyorsunuz? Irak sahavatı, arkalarındaki Amerika ve dostlarından daha mı güçlü olduğunuzu zan ediyorsunuz? Şam'daki grup ve sahavatlardan öğüt almıyor musunuz?

Ey tüm mekânlardaki gruplar! İslam devletiyle savaşmaktan vazgeçin. Rabbinize tövbe edin. İslam devletini Yahudi, Haçlı ve tağutlarla baş başa bırakın.

Bizimle savaşmaya ısrar edenler gelince; bundan sonra sızlanmayacak ve tokat atamayacaksınız. Ancak kendi nefsinizi kınayın.

Ey tüm mekânlardaki ehlisünnet! Özellikle de Ürdün, Harameyn ve Lübnan'daki ehlimiz.

Eğer Irak ve Şamdaki ehlisünnette yetişemezseniz bile kendinize yetişin. Sizin durumunuz şöyle söyleyen gibi olmasın. "Beyaz öküzün yenildiği gün bende yenildim."

Eğer imanınız zayıf ve dininiz az olsa bile, gayretiniz zayıf ve cihadı terk etmiş olsanız bile, şerefinizi ve namusunuzu yitirmeyin. Ehlisünnet kardeşleriniz öldürüldüğü ve avare bırakıldığı, evleri yıkıldığı, malları gasp edildiği ve ırzları kirletildiği halde, evinizde nasıl olurda rahat ve güzel bir şekilde yaşamaya devam edebilirsiniz.

Bunlar sizin aranızdan kalkan haçlı uçaklarıyla olmaktadır. Bunlar sizin mallarınızla finanse edilmekte ve sizin yakıtlarınızla sağlanmaktadır. Sizin idarecilerinizin üzerine lanet olsun. Sizden onları dost edinip onlara yardımcı olanlara da lanet olsun. İlmin eşekleri belamlarınızın üzerine de lanet olsun. Onlar ki; fetvalarıyla sizi uyuşturuyor, tağutlara yardım edip tahtlarını sağlamlaştırıyorlar.

Ey Ürdün ve Lübnan'daki ehlisünnet uyanın!

Uyanın Ey Harameyn'deki ehlimiz!

Kâfir ve facir yöneticilerinize karşı ayaklanın. Pişman olup pişmanlığın size fayda etmeyeceği zaman gelmeden önce ayaklanın. Yemen ehlinin yattığı gibi sizde yatmayın. Ta ki oranın tağutu, her karışında Rafızîlerin ateşini tutuşturdu. Sonra siz onu söndürmek için estiniz fakat sizi çepeçevre kuşatmıştı artık söndürmekten aciz kaldınız.

Uzak bir ateşin alevlendiğini görüyorum

Her tarafında ışık saçan bir ateş

Ben-i abbas bundan uykuda kalmış

Tabi olunan bir güvence haline geldi

Nasıl ki ümeyye uykuda kalmıştı sonra uyandı

Savunmaya ihtiyacı olmadığı bir zamanda savunmak için

 

Ey Ürdün, Lübnan ve Harameyn'deki ehlimiz!

Sizi senelerce sakındırdık. Rafızîler size doğru geliyorlar size doğru. Sizin onlarla savaşınız gelecektir, gelecek. Ya siz bunun için bir araya gelir bunu kendinizden defedersiniz. Ya da uyuşukluğunuz içinde kalır, Irak, Şam ve Yemen ehlinin başına gelen öldürülme, esirlik, avare edilmek, evlerinin yıkılması, mallarının gasp edilmesi ve ırzlarının kirletilmesi gibi olaylar sizinde başınıza gelir.

Ey Şam'ın haline bakıp ta sızlayan

Bu halin bir şey artırmadı ve sen sürekli gözetleyensin

Barada nehrinde olanlardan kavim korktuysa

Dicle ve fırat kenarındakiler acayipler olsun

Ben kanın onun taraflarında aktığını görüyorum

Yeryüzü nemli ve boyalının arasındadır

Bağdat bakıyor, bağırsaklar çırpınıyor

Göz yaş akıtır, kalp ise gözetler

Reşit ve geçirdiği günler nerede

Nerde muhafızlar, nerde soylu gençler

Adam korkmaz veya sıkıntıda olduğu halde

Hayatlarının tümünün korkuyla geçirecekleri bir hayatı ummaz

Ateş gibi kederin ateşini ciğerlerime boşalt

Bırak kalbimi sonra içinde alevlensin.

Savaşa çıkın dediğimizde buna gelmeyen kavim için bir özür yoktur

Basiret iğrenmiş ve görüş emir altına alınmış

Emniyet ve rahat yaşamdan ne umuyorsunuz

Mallar gasp edilmiş, canlar talan edilmiş

Ey şiddetin ümmeti! Güç sizi nerde alıkoydu

Ey izzet ümmeti izzetiniz ve soyluluğunuz nerede

Adaletsizliği kabul etmeyin, mahremlerinizi koruyun

Muhakkak ki mahremler Arapları engelleyendir.

Görüyorum ki tozlu ümmeti meşgul eden şey

Ne oyun nede eğlence belki ciddi işlerdir.

Ya hayatın tarafını izzet muhafaza eder

Zilletten ya da ölüm ve helak

Memleketleri muhafaza edin ve sabırlı bir topluluk olun

Saptıklarında merhamet kanatlarını germezler

Kuşatılana kadar ne zan ediyorsunuz

Size bir kurtuluş ve kaçış yeri kalmayınca

 

Beceriksiz Yahudi katırı Obama'ya, aciz taraftarlarına, zayıf dostlarına ve yenik askerlerine ise şunu söylüyoruz; Tarihten günümüze kadar "yenilgi taktiği" diye bir şey duymadık. Allah'ın izniyle gelecekte size yenilgiyi, yenilgiyi vaat ediyoruz.  Sürpriz üzerine sürprizleri vaat ediyoruz. Bekleyin bizde beklemekteyiz.

Kafkaslardaki hilafet askerlerinin vilayet ilanıyla onları tebrik ediyorum. Beyatlerini ve hilafete bağlanmalarını tebrik ediyorum. Mü'minlerin emiri beyatlerini kabul etti. Ve faziletli şeyh Ebu Muhammed el-Kaderi'yi kafkaslara vali tayin etti. Gizli ve açık hallerinde Allah'tan korkmasını, yanındakilere yumuşak olmasını tavsiye etti. Kafkaslardaki tüm mücahitlere ona tabi olmalarını, masiyet hariç onu işitip ona itaat etmelerini tavsiye ediyoruz. Allah'tan sizi sabit kılmasını, size fetihler nasip edip sizi genişletmesini diliyoruz.

Horasandaki, sadık bir şekilde Allah'ın şeriatini hâkim kılmak için gayret eden tüm mücahitleri hilafete tabi olmalarına çağırıyoruz. İhtilafı terk etmelerine, cemaat, grup ve taraftar ihtilaflarını terk etmeye çağırıyoruz. Hilafet tüm Müslümanları bir araya getirir. Şamlıyı, Iraklıyı, Yemenliyi, Mısırlıyı, Avrupalıyı, Amerikalıyı, Afrikalıyı bir araya getirir. Arap ile Arap olmayanı bir araya getirir. Hanefiyi, Şafiiyi, Malikiyi ve Hanbeliyi bir araya getirir.

Hilafetinize gelin!

Hilafetin gelmesi ve şeriatle hükmedilmesi için uzun seneler savaştınız. İşte hilafet geri döndü. Ona bağlanın. Yahudiler gibi olmayın. Allah teala onlardan şu şekilde bahseder: "Onlara tanıyıp bildikleri (bu peygamber) gelince onu inkâr ettiler" (Bakara 89)

Gelin! Sizin dostluğunuz dininiz ve Rabbiniz için olsun. Kavminiz, insanlarınız, vatanınız veya gruplarınız için olmasın.

Horasan'da kendisinin Allah yolunda cihad ettiğini iddia edenler var. Hâlbuki o Pakistan ve diğer istihbaratların müttefikidir. Bunlara dikkat edin. Onları tövbeye çağırıyoruz. Kim tövbe edip bunu ilan etmezse, ancak kendi nefsini kınasın.

Ey mücahitler!

Bunlara karşı sakın sizi yumuşaklık veya merhamet tutmasın.

Ey tüm mekânlardaki İslam devleti Mücahidleri!

İşte bu saha sizin önünüzdedir. Bu sizin silahınız ve bu ramazan ayıdır. Allah Azze ve Celle'ye karşı olan niyetlerinizi tazeleyin. Allah Subhanehu ve Teâlâ'ya karşı niyetlerinizi halis kılın. Niyetinizi tazelemeye devam edin. Gizli ve aşikâr halleriniz için Allah'a tövbe edin ve ondan mağfiret dileyin. Tövbe ve mağfiret isteklerinizi artırın.

Bilin ki; Allah azze ve celle mücahitlere her sefer zafer vereceğine dair söz vermemiştir. Bilakis onun yeryüzündeki sünneti insanlar arasında günleri döndürmesi ve savaşı sical kılmasıdır. (Sical: Savaşta bazen galip bazende mağlup olmaktır.)

Allah azze ve celle şöyle dedi: "Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz." (Al-i İmran 140)

Allah yolunda cihad eden mücahidler, bir veya bir kaç yerde mağlubiyet yaşayabilirler. Zorlu günler onların aleyhine dönüp, bazı şehir veya mıntıkalar kaybedebilirler. Fakat ebediyyen mağlup olmazlar. Sabredip takvalı oldukları sürece zafer ve güzel sonucu Allah azze ve celle onlar için kılmıştır. Fakat bundan önce temizlik ve bela gerekir. Daha sonra olsa bile Allah'ın izniyle kaybettiğiniz yerleri fazlasıyla geri alacaksınız. Çünkü Allah'ın izniyle güzel sonuç ve yeryüzünde temkin sizin içindir. Düşmanlarınız sizden düşüktür.  Her yerde onlara saldırın. Yeri onların üzerine sarsın.

Sabredin ve sebat edin! Allah azze ve celle sizinledir.

Ey Müslümanlar!

Bu mübarek bir vakit ve faziletli ve gündür. Ben dua edenim bana âmin deyin.

Allah'ım! Senin yolunda cihad eden her yerdeki mücahitlere yardım et.

Allah'ım! Kalplerini birbirine bağla. Ayaklarını sabit kıl. Güçlü bir zafer nasip et. Onlara apaçık bir fetih nasip et.

Allah'ım! Bu ayı her yerde Müslümanlara fetih ayı kıl. Bu ayı her yerde kâfirlere hezimet, rezillik ve yenilgi ayı kıl.

Allah'ım! Senin yolunda cihad edenlere harici diyerek kanlarını mubah görüp onlarla savaşanları sana havale ediyorum.

Allah'ım! Onların birliklerini boz, cemaatlerini dağıt, onların bütün destekçilerini ayır.

Allah'ım! Senin yolunda cihad eden mücahidlere harici fetvasını verip onları öldürtmek isteyen tüm fetva verenleri sana havale ediyorum.

Allah'ım! Onlara hastalık ve bela musallat et. Onları insanlar için ibret ve bir delil kıl. Senden başka hak ilah yoktur. Sen noksan sıfatlardan uzaksın. Muhakkak ki bizler kendimize zulmedenleriz.

Allah'ım! Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme, ehline, sahabesine ve tüm tabilerine salât ve selam olsun.

Âlemlerin Rabbine hamd olsun."

 

 

Kaynak - Çeviri: Darul Hilafe

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.