1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. John Cantlie'nin 6. bölüm konuşması yayınlandı
John Cantlie'nin 6. bölüm konuşması yayınlandı

John Cantlie'nin 6. bölüm konuşması yayınlandı

İslam Devleti'nin elinde rehin bulunan İngiliz gazeteci Cantlie'in başladığı programlar dizisinin altıncı bölümünü yayımlandı.

A+A-

İslam Devleti'nin elinde rehin bulunan İngiliz gazeteci John Cantlie'in başladığı programlar dizisinin altıncı bölümü yayınlandı.

“Merhaba Ben John Cantlie; hükümeti tarafından terkedilmiş bir İngiliz vatandaşı ve yaklaşık iki yıldır İslam Devletinin elinde esir...

Bu programda, bizleri kurtarmak için yapılan başarısız bir baskın girişimini ve kendi hükümeti tarafından ölüme terkedilmiş birinin nasıl hissettiğini anlatacağım.

4 Temmuz’da (Amerika’nın kuruluş günü) Amerikalılar bizleri hapisten kurtarmaya çalıştı.

Herhangi bir pazarlık veya esir değişimi ile değil; inanılmaz derecede karışık, riskli ve pahalı olan kurtarma girişimi başarısız oldu. Baskın iki düzine Özel Operasyon komandosu, birkaç Sikorsky helikopteri ve savaş helikopterleri, insansız hava araçları, F18 jetleri ve yakıt ikmal uçaklarıyla düzenlendi. İki hafta boyunca baskının provası yapıldı ve bunun maliyeti muhtemelen onlarca milyon dolardır. Fakat biz orada değildik. İslam Devleti böyle bir hamleyi tahmin etmişti. Hepimizi (altı kişi) bir önceki gün arabalara bindirip başka bir hapishaneye götürdüler. İslam Devleti için ise toplam maliyeti birkaç dolar ve biraz benzindi.


Amerika Özel Harekat sözcüsü Hector Procok "Onları 12 dakika veya 12 saat farkla mı kaçırdık, emin değiliz. Bu gibi operasyonlar çok riskli, çünkü operasyon ters giderse rehinelerin akıbetini nasıl etkileyeceğini bilemiyorsunuz." diyor.

Gerçekten mi?! 

Aynı zamanda, James Foley'in annesi olan Diane, ABD Ulusal Güvenlik konseyi tarafından tehdit ediliyor ve Diane'ye “Eğer herhangi bir fidye verilirse yüz kızartıcı suçla yargılanabilirsin” diyor. “Bunu söyledikleri zaman hepimiz dehşete düştük” dedi, Diane, 13 Eylül’de el-Cezire televizyonuna. "Bizlere dava açılabileceği söylendi, fakat biz oğlumu kurtarmak için denemek zorundaydık. Hükümet bizlere James'in kurtarılacağına dair bir güvence verdi, fakat sözlerini yerine getirmediler." diyor.

Fransa’nın, 2008’den beri farklı İslami gruplara 58 milyon $ fidye ödediği bildiriliyor. Her yıl yaklaşık 10 milyon $... Bu ödemelerin birçoğu farklı İslami gruplar tarafından talep edildi. Müslüman mahkûmların serbest bırakılması istenilenden daha mı ucuz olacaktı? Fakat Amerikalılar ve İngilizler ilk etapta pazarlık yerine daha tehlikeli ve pahalı olan yollarla işlerini yapmak zorundalardı çünkü bizim için pazarlığı reddediyorlardı.

Amerika berbat bir kurtarma operasyonu yapıyor ve daha sonra oğlunu fidye ile kurtarmaya çalışan bir anneyi terör suçuyla tehdit ediyor.

Ortaya çıkan çifte standartlar nefes kesici. Neden herkes gibi barışçıl müzakereler yerine bu kadar insanın hayatını tehlikeye sokuyorsunuz? Neden bizim ülkelerimizde askeri operasyon her zaman ilk seçenek?

Şimdi, Çavuş Bowe Bergdahl’ın durumunu ele alalım. Bowe 2001 yılından beri El-Kaide’yi barındıran Afganlar tarafından 2009 yılında esir alındı. Guantanamo da esir olan 5 üst düzey mahkumlarla takas talep ettiler. Pentagon onları tutmak istedi. John McCain'e göre onlar etkili kişilerdi. Obama takas talebini kabul etti ve 1 Haziran 2014’te Bowe 5 yıl aradan sonra serbest kaldı. O sadece bir kişiydi, biz ise altı kişiydik ve İslam Devleti hepimizi müslüman esirlerle takas etmek istedi. Evet, Bergdahl bir askerdi ve bizden üç kişi de İngilizdi. Fakat bu bir sivilin hayatı ve altı sivilin hayatı onlar için gerçekten önemli değil mi?

Daha fazla konuşulacak bir şey kalmadı ve bizleri kaderimize terk ettiler. Biz büyük insanlar değiliz! Biz özel insan değiliz. Biz Amerika askerleri değiliz. Fakat bizler herkes gibi evine giden insanlardan daha önemli veya daha değersiz de değiliz.

Aradaki tek fark şuydu ki, diğer tüm ülkeler İslam Devleti ve esirlerin aileleri-arkadaşları ile pazarlık konusunda sabırlı davrandılar.


Silahlar ve helikopterler ile atlarsak sonucu bu olur. James, Steve ve David; ölümlerinin ulusal bir savaşı teşvik etmesini istemediler. “Eğer öyle bir noktaya gelinirse, hükümetlerimizin bizim üzerimizden aynı numarayı yaparak halkın nabzını yoklamasına izin vermeyin.” Çünkü; eğer bu olayda silahlı müdahale ve yapılma şekli böyle olursa, neden bu bölgede büyük ölçekte herhangi bir fark olacaktı ki?

Ölüme terk edildik. Geride bırakılmak dünyadaki en kötü duygu. Biz uzun bir yoldaydık. Haklarımızı ödediler, diğer herkesin evlerine gidişini izledik, asla inanmaktan vazgeçmedik ve daha sonra: vay! Bunun bir kısmını yaşadık. Pazarlık edilecek kadar değerli değilsiniz... Ülkeniz tarafından alay edercesine terkedilmek (ülkeniz sizin bunu bildiğinizi düşünüyor); sanki kaçınılmaz bir ihanet gibi. Bütün ömrünüzü çalışarak, vergileri ödeyerek, Polisle sorun yaşamadan (ciddi herhangi bir mesele için), faturalarınızı ödeyerek geçiriyorsunuz. Peki ne için? Hükümetinizin sizin için bir şeyler yapmasına ihtiyaç duyduğunuz ilk vakit, hakikaten hayat memat meselesi olduğunda, onlar arkalarını dönüyorlar.

Arkadaşım David Haines’in infaz edildiği günden önceki gece Sky News’te David Cameron ile yapılan bir röportaj izledim, Röportajı yapan kişi: "Ellerinde bir İngiliz rehine var ne yapacaksınız?" diye sordu. “Güvenlik birimleri, istihbarat sorumluları ve Hükümetimizi bir araya getiriyoruz ve ‘bu kişiyi geri getirmek için neler yapabiliriz’ diye soruyoruz. Ama bu çok zor, ailesine başsağlığı diliyoruz” dedi Başbakan.
Ne David ne ailesi ne de biz, sizin başsağlığınızı istedik sayın Başbakan. Bizim istediğimiz, sizin lider olarak yapabileceğiniz yardımınızdı. Kendi adlarına çalışan sistemin tamamını, acımasızca nasıl suçlayabilirsin? Röportajda yaptığın gibi… Şu anda David'in bedeni Suriye çöllerinde yatıyorken? Bu nasıl bir sistem? Başbakan, onların esirlerini kurtarmak için yapılan Avrupa müzakerelerine alay etmek için gitti. Terörizmi destekleyerek. Fakat Onlar kendi esirlerini geri getirmek için ne yaptılar. Ahlaksız şeyleri desteklemen karşılaştırılamaz bile FSA da yaptığın gibi.

 

Yüzlerce milyon dolarlık silah satmış ve onlara vermiş ama şuan onlar İslam Devleti’nin elinde.

Daha sonra Obama'nın İslam Devleti hakkındaki konuşmasını izledim.
Konuşmasının başındaki paragrafta iki kişinin adı okuduğunda çok şaşırdım: James Foley ve Steven Sotloff. İki Amerikan arkadaşım ve ayrıca İslam Devleti tarafından öldürüldü. Ben sadece kendi politikacılarımız tarafından kullanıldığımızı anladım. Obama ve Cameron'un her defasında bizden birimiz öldürüldüğünde dehşete kapılıyorlar. Fakat onlar biliyorlardı bunun her ay olacağını! Hepimizin isimlerini ve kimin tuttuğunu biliyorlardı ve bir yıldan fazla takas görüşmeleri söz konusuydu... Bu yüzden onlar için bütün bu şaşırmalar ve her defasında birimiz öldürülürken şok olmaları, halka ve ailelerimize karşı söylediği büyük bir yalan!

Uzun zaman önce, büyük ihtimalle kaderimin diğer arkadaşlarım gibi olacağını kabul ettim ve bu konuda kızgınım. Mücahidlere karşı değil. Onlar ne söylediyseler yapıyorlar. Onlar eğer bizim ülkelerle müzakere yapmazlarsa onu yapacaklar, tıpkı bundan önce olduğu gibi. İslam Devleti’ne yapılan Amerika hava saldırıları, hayır ben bizim hükümetlere bu konuyu almaları için verilen izne kızıyorum. Kendi medyalarındaki sebeplerinden dolayı benim arkadaşlarımın ölümlerini kullanıyorlar bunları yapabilmek için. Ben bizim hükümetlere bu sorunu ailelerimiz ile tartışmamalarına kızıyorum. İslam Devleti ile tartışmaları için değil ve hayatlarımızı bir çeşit kumar gibi kullanmalarına kızıyorum. Sanki zarların yuvarlanması gibi, herkes eve gittiği zaman.

Bizim hükümetlerin hilelerini ve bencilliklerini, bu askeri eyleme karşı Mücahidler bana yaşama izni verdiği sürece devam edeceğim.

Bir kez daha insani sorunlar ve ulusal güvenlik gibi bir savaşın için karmakarışık oluyoruz. Fakat bunların hepsi petrol, iş, para ve politik oyunlar için ve bencil bireyler ve partiler için.

Bu konu hakkında tekrar düşün, sesini duyur. Gelecek programda bana katıl...

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.