1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. "Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın."
"Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın."

"Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın."

Tevhid Dergisi Ekim ayı sayısında baş yazı olarak yayınlanan gündem analizinin son yaşanan gelişmelerle beraber tekrar okunması olaylara karşı takınılacak tavrın belirlemesine yardımcı olacaktır.

A+A-

İnsanları farklı renk ve dillerde yaratıp, bunu azametine delil kılan Allah'a hamd olsun.

Salât ve selam; ırk, nesep, zenginlik kavramlarıyla insanları değerlendirmeyi cahiliye olarak ayaklarının altına alan Rasûl'e, ailesine ve pak ashabının üzerine olsun.

Adına 'Çözüm Süreci' denen bir zaman dilimini yaşıyoruz. AKP hükümeti 90 yıldır devletin ana sorunu olan 'Kürt Meselesi'ni çözmek adına bir süreç başlattı. Bugün 'Kürt Sorunu' olarak resmen kabul edilen meseleyi, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren değerlendireceğiz. Her ne kadar Kürtlerin sorunları cumhuriyet öncesinde var olsa da, sorunun netleşmesi, kemikleşip genişlemesi ve devletin resmî politikalarıyla süregelmesi, cumhuriyetin kuruluşuyla başlar.

Aslında cumhuriyet, Kürtlere düşmanlık üzere kurulmamıştı. Lakin üzerine kurulduğu esaslar, devamı için seçtiği ilkeler ve bunların hayata yansıması olan inkılaplar, 'Kürt Sorunu'nu kaçınılmaz kılıyordu.

Yani cumhuriyet, iki ayak üzerine kuruluyordu. Laiklik ve modernlik...

Lozan sonrası gidişattan memnun olmayan Kazım Karabekir'in; Atatürk'le yaptığı bir görüşmede şu ilginç sözleri duyulur: 'Gelişmek için önlerindeki engel, halkın din ve namus anlayışıdır. Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak, gelişmiş Batı toplumları arasında yerlerini alabilmek için namus ve din kavramının değişmesi gerekmektedir.'

Lozan sonrası yapılan inkılaplara bakıldığında, hemen hepsinin bu iki esası ifsada yönelik olduğu görülecektir. Toplumun altı asırlık kabulleriyle oynayan cumhuriyet kadroları, bunun kolay olmayacağını çok iyi biliyorlardı. İçeriden ve dışarıdan bu yeni sürece itirazlara karşı 'Milliyetçilik' ilkesiyle çözüm bulmuşlardı. Toplumu Türk milliyetçiliği etrafında kenetleyecek; imparatorluk bakiyesi çok uluslu Osmanlı toplumu, Türklük potasında eriyecekti.

Diyebiliriz ki cumhuriyet; dine karşı laiklik, namus ve ahlaka karşı Batı modernizmi üzerine kuruldu. Bu yeni yapının harcı 'Milliyetçilik' olarak belirlendi.

Doğal olarak asli hedefi Kürtler olmasa da; dindar, gelenekçi ve Türk ırkından olmayan Kürtler, sorun olmaya başlamıştı. Âdeta yeni kurulan cumhuriyet, Kürtlerle doku uyuşmazlığı yaşıyordu. Bu durum peş peşe 'Kürt Kıyamları ve İsyanları'nı ateşledi. 1925 Şeyh Said Kıyamı, 1930 Ağrı aşiretler isyanı, 1937-38 Dersim'de yaşananlar bunlardan bazılarıydı. Bu durum, yeni cumhuriyeti ürkütmüş ve cumhuriyet, en ciddi tehlike olarak dindar Kürtleri görmeye başlamıştı. Sindirme ve kıyımla başlayan müdahaleler daha sonra da ret ve inkar politikalarına dönüşmüştü. 'Kürt diye bir millet yoktur, Kürtler dağlı Türklerdir' hezeyanları, Kürtçe'nin yasaklanması gibi akıl almaz bir hâle bürünmüştü. Irkı yok sayılan, dili yasaklanan, geleneksel kimliği asimileye tabi tutulan Kürtler, fiziki ve psikolojik olarak da sistematik işkenceye uğramışlardı.

Öyleyse; cumhuriyetin üzerine bina edildiği laiklik, modernizm ve milliyetçilik; dindar ve gelenekçi Kürt vatandaşları rahatsız etmiş, gidişata sözlü ve fiilî olarak itirazda bulunmuşlardır.

Cumhuriyetin kurucu kadroları, bu tepkileri varlıklarının önündeki en büyük engel görmüş, Kürtlere şiddet, baskı ve asimile politikaları uygulamışlardır.

Yazının devamı için; http://www.tevhiddergisi.com/tevhiddergisi-ehli-tevhidin-imtihani--cozum-sureci-445

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler