1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. Makdisi'den hilafet hakkında yeni açıklama
Makdisi'den hilafet hakkında yeni açıklama

Makdisi'den hilafet hakkında yeni açıklama

Ürdünlü alim Ebu Muhammed El Makdisi'nin İslam Devleti'nin hilafet ilanına dair yeni açıklaması yayınlandı.

A+A-

İpini kuvvetle eğirdikten sonra SONRA bozup-çözen gibi olmayın 

"Hamd Allah’a mahsustur, salat ve selam Allah’ın resulü üzerine olsun.

Kuşkusuz hilafet ve imamet, İslam ehli katında çok önemli olan yüce makamlardan birisidir. Müslümanlar arasında bazı ihlaslı kimseler hala onu yerine getirmek ve ikame etmek için çok isteklidirler. Aralarından bir grubun aşırıya giderek hilafet ve halifenin seçilmesindeki aceleciliklerinden bu istekleriyle hiçbir otoritesi ve gücü bulunmayan, Londra’ya sığınmış bir kişiyi İslam ehline yönetici yapmışlar, insanları ona bey’ata çağırmış ve bey’at etmeyenleri günahkârlıkla itham etmişlerdir. Diğer bazıları ise işi, aralarından bir kimse hakkında Mehdi’lik iddiasıyla kısa tutmuşlardır. Kuşkusuz bunlar, insanların yönetimlerini teslim edebilecekleri ‘raşid bir halife arayışı’ türlerindendir.

Bu türden girişimler, realitede Müslümanlar arasında bir konumu olmayan, yalnızca kendi cemaat ve grubu tarafından seçilmiş bir şahsa yapılan baskılarla olmaktaydı ve hala da öyle olmaktadır. Bunlar ümmet arasındaki rabbani âlimlerden oluşan ehli-hal ve’l-akd tarafından seçilmemekteydiler. Bu türden girişimler sürekli silinip yok olmuş ve bu yok olma, Müslümanlar katında bu yüce makam hakkında hiçbir ümitsizlik ve karışıklık doğurmamıştır.

Aşırıcı ifade üslubunun yanında tüm muhaliflerinin kökünü kurutma ve ümmetin âlimlerine ve büyüklerine itibar etmeme menhecine sahip bir cemaatin başkaları ile olan anlaşmazlıklarda, kanlarda ve mallarda kendisi şeriatla muhakemeyi kabul etmezken gelip te ümmete şeriatı tatbik etme isteği olduğunu iddia ediyor… Sonra bu cemaat Müslüman ülkelerindeki bazı bölgeleri eline geçiriyor; işlerini düzene sokmadan, hatta orada bulunan insanlar ve faziletli âlimler bile etraflarında toplanmadan, dünyanın tüm bölgelerindeki Müslümanların, kendilerinin halife diye adlandırdıkları şahsa bey’at etmelerinin ve Müslümanların onlara hicretlerinin vacip olduğunu ve bunu yapmayanların ise günahkâr olduklarını ilan ediyorlar! Öyle ki, imam Malik’in (rahimehullah) ikrah altındaki talak ve bey’atın geçersizliğiyle ilgili fetvalarına ihtiyaç duymaya başladık. Bana gelen sorular arasında, kocaları tarafından; ‘bu halifeye bey’at etme ya da talak’ arasında muhayyer bırakılan kadınların soruları bulunmaktadır. Bende, eğer talak ile zorlanıyorsanız bey’at edin, bu, ikrah altındaki kimsenin bey’atıdır ve bağlayıcı değildir. İmam Ahmed’in(rahimehullah) kadının kocası tarafından ikrah olunması konusunda, ‘eğer kocası onu talak ile tehdit ederse ikrahın geçerli olacağı’ yönündeki fetvası malumdur. Bu türden soruları ve fetvaları gündem yapan, aşırıların aşırılığı, Müslümanlara baskı yapmaları, onları günahkârlık ve tekfir kılıcı ile korkutmaları, bunlara ek olarak kadınları da talak ile tehdit etmeleridir.

Bana göre bu boşamadan daha tehlikelisi -ki beni bu kelimeleri yazmaya sevk edende budur- mücahid fertler ile cemaatleri ve önderleri arasında gerçekleştirdikleri talak ve resmi sözcülerinin safları bozucu, yapıları sarsıcı nitelikte söylemiş olduğu şu sözleridir: “Tüm yeryüzündeki grup ve cemaatlere; mücahidlere, Allah’ın dini için çalışanlara, İslami şiarları yükseltenlere, önderlere ve emirlere diyoruz ki: Kendiniz hakkında Allah’tan korkun, cihadınız konusunda Allah’tan korkun… Allah’a yemin olsun ki, bizler, sizin bu devleti desteklemekten geri durmanız konusunda sizin için bir özür bulamıyoruz.” Yine şöyle der: “Siz ey grup ve örgütlerin askerleri, bu otorite ve hilafetin kurulmasından sonra cemaatlerinizin ve örgütlerinizin meşruiyeti bozulmuştur. Sizden Allah’a iman eden bir kimsenin, halifeye velayetini vermesi gerektiğine inanmadan gecelemesi helal değildir.”

Mücahidlerin cihadlarını nasıl geçersiz saydıklarını, tabileri tabi olunanlara, talebeleri şeyhlerine karşı nasıl kışkırttıklarını iyi düşün. Mücahidlerin saflarının bölünüp parçalanması ve yapılarının çökertilmesi için bu nasıl bir entrikadır böyle!

Bizler yeryüzünün farklı yerlerindeki davetçi ve mucahid kardeşlerimize diyoruz ki; Allah’ın sözlerine ve nidasına kulak verin, ona muhalif olanları ise duvara vurun.

Allahu teâlâ şöyle buyurur: “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Resule itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.” Yine şöyle buyurur: “İpini kuvvetle eğirdikten sonra bozup-çözen gibi olmayın.”

Önderleriniz, başlarınız ve büyükleriniz etrafında toplanın. Müslümanların saflarını dağıtanlar, bu gün hakkın sadece kendileriyle birlikte olduğunu iddia edip onlarla birlikte olmayan herkesi düşman sayanlar, sizleri bunlardan alıkoymasın. Hatta bunlar,-kasıtlı mı, ahmaklıktan mı yoksa gafletten mi kaynaklandığını bilmiyorum- özel olarak bu mübarek akıma, genel olarak tüm Müslümanlara karşı düzenlenen çirkin tuzağın temellerini gerçekleştirmek için çalıştılar ve hala da çalışmaktadırlar. Ve bunu da köklü bir İslami proje kisvesi altında yapmaktadırlar! Bundan ötürü bu ümmetin evlatlarından bir grup onlara aldanmıştır. Ben onların birçoğunun ihlaslarından ve İslami duygularından şüphe etmiyorum, lakin akıllarının, kavrayışlarının ve ilimlerinin olgunluğundan şüpheliyim. Akıllı bir kimseye, bu örgütün liderlerinin, inatçılıkları, yüzeysellikleri, acelecilikleri, bakışlarındaki darlıkları, kitapları ile eğitildikleri ve hala ders gördükleri âlimlerinin yoluna uymayı reddetmeleri nedeniyle, hatta belki de sapmışların, aşırıların veya başkalarının sızmaları sebebiyle bu akıma (cihad akımına) karşı farklı yönleri olan bir entrika uygulanmıştır ve hala da uygulanmaktadır. Bu entrikalardan bazıları şöyledir:

-  Suriye cihadının meyvelerinin kendilerine döndüğü muhalif olan eski ve seçkin mücahidlerin tasfiye edilmeleri. Böylece saha boş kalacak ve aşırılar, cahiller ya da ahmaklar ve gafiller orada cirit atacaklardır.

-  Bu örgütün tercihlerine boyun eğmediği, inatçılıklarını, aşırılıklarını ve uç tutumlarını desteklemediği için cihad akımının belirgin simalarının gözlerden düşürülmesi.

-  Akımın pusulasının çevrilmesi, tağutlara karşı olan çatışmanın döngüsünün parçalanması, tüfeklerin ümmetin düşmanlarının göğüslerinden, seçkin mücahidlerden veya genel Müslümanlardan olan ümmetin evlatlarının göğüslerine çevrilmesi ve tüm bunları onlara katılınamayacak iddia, gerekçe ve genellemelerle yapmaları.

-  Kötü uygulama ve sahadaki başarısız tatbik, farklı tabaka ve farklı dini konumlarda olan insanlara karşı kötü muamele nedeniyle, insanların parçalanmaları, İslam projesinden engellenmeleri, muhtemel olan halk desteğinin yakılması, ümmetin genelinden olacak olan herhangi bir desteğin geri çevrilmesi.

-  Uygulamaları, inatçılıkları, aşırılıkları ve kan akıtmalarıyla, insanların kalplerinde hilafet ve İslam devleti projesinin çirkin gösterilmesi.  Olumsuzluklar, aşırılıklar ve muhalefetlerle kuşatılmış tecrübelerinin başarısızlığından sonra, belki bu durum insanları bir süreliğinde olsa bu projeden engelleyecektir.

-  Baş kısmı zikrolunan bu son ilanlarıyla bu din için çalışanların saflarının bölünmesine, mücahidlerin saflarının dağılmasına, Allah’ın dini için çalışan cemaatlerin bozulmasına neden olmalarının yanında, tabilerini emirlerine, talebelerini şeyhlerine karşı kışkırtma işlerini daha da artırmışlardır.

Bu akım ve fertleri için ‘hilafetin ilanı’ davasıyla oluşan bu meyvelerden daha acısını gördünüz mü? Bir bölgede hilafetin kurulması, mücahidlerin cemaatlerinin bölünüp parçalanmasını ve farklı sahalarda şeyhlerine karşı kışkırtılmalarıyla diğer bölgelerdeki davet ve cihadların yıkılmasını gerektirebilir mi?

Buda, bu mübarek akıma ve ihlaslı cemaatlerine karşı kurulan başka bir entrikadır. Özetle: “Ya bizimle birlikte olursunuz ya da saflarınızda tefrika yayarız ve saflarınızın parçalanması için çalışırız.” Bu, bizim ülkelerimizdeki serserilerin oyunlarında kendilerini başkalarına zorla kabul ettirdiklerinde kullandıkları yöntemdir. Onlardan birisine şöyle derken rastlarsın: “La’aib ev harrîb” yani ya kendisini dayatıp asıl oyuncu olacak ya da oyunu bozacaktır. Bu ahlak, sokak çocuklarına layıktır, lakin asla davet ve cihada nispet edilen kimselere layık olamaz. Bu kimselerin dayattıkları alternatif, ya onların oyuna liderlik etmeleri;hevaları, cahillikleri ve inatçılıklarıyla yönlendirmeleri ya da onu bozup ifsat etmeleri, başka bir ifadeyle: ‘Ya onlar ya da tufan’ olduğunda nasıl olacaktır?

Hakikat şu ki, bu nokta son açıklamalarındaki en tehlikeli husustur. Daha önce de söylediğim gibi, onların bunu Şam’da, Irak’ta ya da Londra’da ilan etmelerinin bana bir zararı yoktur. Ancak bana zarar veren, bu açıklama üzerine terettüp eden ve hala da etmekte olan etkiler ve neticelerdir.

Bizler hilafet düşmanları değiliz, bilakis bizler onun seçkin destekçilerinden, davetçilerinden, onu ikame için çalışan ve onu geri getirmek için çabalayanlardanız. Ancak hilafet, Müslümanların birliklerinin korunması ve dağınıklıklarının toplanması için meşrudur, onların bölünmeleri ve saflarının dağılması için değil. İmamda böyledir, peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) şu buyruğunda olduğu gibi: “İmam kalkandır, onun arkasından savaşılır ve onunla korunulur.” (Muslim rivayet etmiştir.) İmam, Müslümanlar için tüm şerlerden koruyucudur, şerri celbeden şerrin davetçisi değildir.

Hilafet, her Müslüman için sığınak ve güvenlik olmalıdır; tehdit, uyarı, korkutma ve başları yarma olmamalıdır.

Komutanlarına olan birinci beyatlarını bozdular, emirlerine karşı geldiler ve birinci devleti ilanlarında büyüklerine karşı küstahça davrandılar. İkincisini ilan ettiklerinde ise, haram kan akıttılar ve şeriata muhakeme olunmayı reddettiler. Şimdi de hilafeti ilanlarından sonra neler yapabileceklerini sormamız bizim hakkımızdır.

Şimdiye kadar yaptıkları en tehlikeli şey ise, Müslümanların parçalanmalarına davet etmeleri, Müslümanların genelini, ‘onlarla birlikte olanalar ve onların zıddına olanlar’ olarak ayırdıktan sonra mücahid ve davet cemaatlerinin saflarını bölmeye çalışmaları olmuştur. Bunda onların zayıflarına merhamet etmediler, Suriye’de başkalarıyla birlikte saf olanları mazur görmedikleri gibi hatta onlara muhalefet eden herkesi, onların bey’atlarını bozan hain, Seluli, Sururi, sahveci, sahvecilerin destekçisi, sahveleri seven ya da sahveler gibi düşünüp onlar gibi hareket edenler vb. olarak değerlendirdiler. Kendilerine bey’at etmeyenleri öldürmenin ise kıyısındadırlar. Onlara, kendilerine muhalefet edenlerin kadınlarının cariye olarak alınacağı görüşü de nispet edilmektedir. Bu henüz bizim katımızda sabit olmamıştır. Eğer sabit olmuş olsaydı bizim onlarla konuşma tarzımız bundan çok farklı olurdu. Bizler Müslümanların kadınlarını her baği ve tağiden Allah’a sığındırırız.
 

Onlar, bu gün insanları kendilerine bey’at ve hicret için cemaatlerinden ayrılmaya çağırdıklarında, cemaatlerin içinde yüzeysel kimseler bulunduğunu ve onlara kulak verenlerin çoğunluğunun bu sınıftan ve yine aşırılardan olacağını bilmektedirler. Yine bunların coşku ve şiddetleri yumuşaklık ve bilinçlerine galip gelen, cehaletlerinin ilimlerinin üstünde olduğu kimseler olduğunu bilmektedirler. Onlar, hikmetli kimselerin, âlimlerin ve akıl sahiplerinin etraflarından dağılmaları nedeniyle, emellerini bunlar üzerine bina etmekte ve çatışmalarının yakıtını bunlarla idare etmektedirler.
 

Bundan ötürü onların cemaatlerin bey’atlarını bozmaya olan çağrılarının hakikati, cihadi akımın parçalanması, cemaatlerinin bölünmesi ve saflarının yarılmasıdır. Bizi, örtünün arkasına meraklandıran da budur, sadeliği ve yüzeyselliğinde avamın yolunu takip etmeyeceğiz. Hilafet ilanından önce onların durumları, ‘ya bizimle ya da bizim zıddımıza olursunuz’ iken acaba hilafetin ilanından sonra nasıl olacaktır?
 

Hilafet Müslümanların aradıkları sığınağı ve yitirdikleri cenneti olmalıdır, onu Müslümanlar için bir ateşe çevirmeyin, onların bozgunluklarını daha da artırmayın.
 

O Müslümanların gerçekleştirmeyi istedikleri hayalleridir, muhaliflerin başlarını yaran ve içindekileri dışarı çıkartan mermilerinizle bu güzel hayali bozmayın! Bilakis eğer dilerseniz bunu Müslümanlara rahmetle ve mazlumlara destekle gerçekleştirin. Diğerlerinin göçüp gittiği gibi sizde göçeceksiniz, geride güzel anılarınızı bırakın çirkinlikler değil. Baği, zalim ve inatçı değil, İslamiraşid halifeliğin temellerinin üzerine kurulacağı yapıya katkıda bulunun. İslam ehlinin parçalanmasına değil, birleşmelerine ve tek bir cemaat olmalarına katkıda bulunun. Mazlumlara yardım edilmesinde ve sıkıntılarının daha da artırılmasında değil, giderilmesinde katkıda bulunun. Müslümanların kanlarının akıtılmasında değil, korunmasına katkıda bulunun.
 

İmam Ahmed, Muslim ve Nesai’nin Ebu Hureyre’den(radiyallahuanh)merfu olarak rivayet ettikleri bir hadiste Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Kim ümmetime karşı çıkar, iyisine ve facirine vurur, müminlerden sakınmaz ve vermiş olduğu ahitte durmazsa, ben ondan değilim oda benden değildir.”
 

Halife Süleyman b. Abdulmelik tabiinden olan zahid Seleme b. Dinar El-Medeni’ye şöyle der: “Ey Ebu Hazım, bizim üzerinde bulunduğumuz durum hakkında ne dersin?”
 

Seleme: “Bu konuda beni affedin ey müminlerin emiri.”
 

Süleyman b. Abdulmelik: “Bilakis bana vereceğin bir nasihat istiyorum.”
 

Seleme: “Babaların insanlardan bu işi zorla aldı, onu ne istişare nede insanların birliği olmadan kılıç zoruyla aldılar. Onun için büyük katliamlar yaptılar ve göçüp gittiler. Eğer onların söylediklerini ve onlara söylenilenleri fark edebilirsen…” O sırada orada oturanlardan birisi “söylediklerin ne kadar da kötüdür” dedi.
 

Ebu Hazım şöyle dedi: “Yalan söyledin. Allahu teâlâ hakkı açıklamaları için alimlerden söz almıştır.”
 

Evet vallahi, göçüp gittiler. Eğer onların söylediklerini ve onlara söylenilenleri algılayabilirsen.”
 

Ebu Hureyre’den(radiyallahuanh) rivayet olunan bir hadise Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “İmam kalkandır; onun ardında savaşılır ve onunla korunur.” (Buhari rivayet etmiştir.)
 

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) Müslümanların imamıydı ve hala da öyledir, hatta tüm dünyanın önderiydi ve onun önderliği Müslümanların bölünmesi ve parçalanması için değil, bilakis birleşmeleri içindi. O, içindekileri dışarı çıkarmak için masumların kafalarını kurşunla parçalamaz ya da kılıçla ortadan ikiye ayırmazdı. Bilakis o başları ve içindekileri muhafaza eder, onları eğitir, geliştirir, onları yüceliklere çıkarır ve basitliklerden uzaklaştırırdı. Hatta şartların Ona bey’at etmeye ve onun siyasi velayeti altına girmeye elvermediği savaşçı cemaatler bile; örneğin Hudeybiye antlaşması döneminde Ebu Basir’in grubu, yine Yemen’de Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) görevlisini devirdikten sonra Esved El-Ansi’ye karşı çalışanlarda bu durumdadır. Bunlardan hiç kimse cihadının boşa gittiğine, zorunlu hicrete, çalışma sahasını ve cihadını terke çağrılmamıştır. Onları ne günahkâr saymış, ne tehdit etmiş, ne dağıtmış nede cemaatlerini feshetmiştir, bilakis zafer gelene ya da İslam darına katılana kadar onları çalışmaları üzerine bırakmıştır.


Hilafet dönemlerinde de durum böyledir. Hiçbir zaman hilafet mücahidlerincihadlarını bozan, hilafetten çıkan ya da ayrılan beldelerde onları dağıtan ya da onları, şeyhleri, önderleri ve âlimlerine karşı ayaklanmaya çağıran bir yapıya girmemiştir. Hatta bu tür âlimler, menhecleri üzere sebata çağrılıp hilafet tarafından desteklenmiş, haberler gönderilmiş, hiçbir zaman onlardan cihad sahalarını terk etmeleri, cemaatlerini dağıtmaları istenmemiş, bunları yapmayanlarda günahkârlıkla itham edilmemiştir. Tarih hilafetten, otoritesinden ve bey’atinden ayrılıp Ubeydilerin, Tatarların ya da haçlıların otoritesi altına girenlere karşı, o beldelerde İslam ehlinden olan grupların önderleri ve alimleriyle sebatlarını kaydetmiş ve bunu övgüyle anmıştır.
 

Bundan ötürü bizler Müslümanların genelini ve özelini, safların bölünmesi, yapının sarsılması ve mücahidlerin parçalanması çağrılarına karşı uyarıyor ve onları -bölünme davetçilerinin yaydıkları- fikri, manevi ya da hissi korkutmalardan etkilenmemeye, ahitleri üzere kalıp sebat etmeye, önderleri etrafında hak üzere toplanmaya, onlara muhalefet edenlerin ve onları yüz üstü bırakanların onlara bir zarar veremeyeceğine ve bunun Allah’ın emri gelinceye kadar süreceğine çağırıyoruz.
 

Ve şu uyarılarla bitiriyorum:

İmamu’l-Harameyn“Ğıyasu’l-Umem fit-tiyasi’z-Zulem” kitabında şunları söyler: “Bir zaman diliminde imam bulunmadığında ve güçlü, yeterli ve dirayet sahibi sultan olmadığında işler âlimlere devredilir. Farklı tabakalarıyla birlikte insanların alimlerine müracaat etmeleri, tüm mahkeme ve velayet işlerinde onların görüşlerine göre hareket etmeleri, üzerlerine bir haktır. Eğer bunu yaparlarsa doğru yola ererler ve bu durumda beldelerdeki alimler insanların yöneticileri olurlar. Eğer tek bir kimse üzerine toplanmaları çok zor olursa, her bölgenin halkı kendi alimlerine tabi olurlar. Eğer bir bölgede alimler çok olursa, tabi olunması gereken en çok ilimli olanlarıdır.”

Bu, bu gün hilafeti ilan edenlerin en zayıf noktasıdır. Zira onların bulundukları bu durumlarını, akide, menhec, merci ve fikir olarak kendilerini nispet ettikleri tek bir alim bile onları desteklememiş, güvenilir kabul etmemiş veya onlara sığınmamıştır. Akıllı kimse bu konuda tefekkür etsin ve olgun kimse bunu iyi düşünsün! Niçin bu topluluk risalelerinden ilim öğrendikleri ve kitaplarını ders olarak okudukları alimlerin güvenini yitirmiştir, hatta onları bıraktıkları gibi onlardan hiç kimse onları desteklememiştir? Oysa ki onlar alimlerdir. Allah yolunda kınayıcının kınaması onları etkilemez. Bunun cevaplanması gerekir.
 

Hilafet iddialar, adlandırmalar, niyetler ve nede temennilerle gerçekleşmez, bilakis vakıada uygulanmasıyla gerçekleşir. Ömer (radiyallahuanh) Ebu Bekir’i(radiyallahuanh) halife olarak adlandırdığında, sadece bu adlandırmayla onun halife oluşunda ısrar etmedi. Hatta Ebu Bekir (radiyallahuanh) ancak ona sahabelerin genelinin bey’at etmesi ve aralarında tartışmasız işin ona bağlanmasından sonra fiilen halife olmuştur. Müslümanların cemaatinin ve rabbani âlimlerden oluşan seçkin ilim ehli ona velayet vermediği sürece, o kimse sadece bir cemaat emiri ya da emirliğinin emiridir; genel olarak Müslümanların emiri ya da tüm Müslümanların halifesi değildir. Ona bey’at vermeyenlerin ya da hicret etmeyenlerin günahkârlıkla itham edilmeleri doğru değildir. Güvenilir seçkin ilim ehlinin hilafet diye nitelenen bu yapıyı korkmadan ve başka bir şey amaçlamadan desteklemekten geri durmaları, kuşkusuz o şahsın ve cemaatinin din ve dünya konularında güvenilir bir konumda olmadıklarının delilidir.
 

Şu da söylenilmelidir ki, eğer sahada bu cemaatten başkası bulunmamış olsaydı, ilimleri bu âlimleri, bu yapının emirini desteklemeye sevk ederdi. Çünkü onlar en iyi olanı emir olarak seçmekle yükümlüdürler. Kuşkusuz bu kimseler tağutlardan ve mürted yöneticilerden daha düzgündürler. Ancak saha, bazıları kuvvet bakımından bunlara denk, sayı bakımından onlara yakın ve menhec ve yönetimde onlardan üstün olan, savaşan ve mücadele eden gruplarla doluyken, daha az üstün olanın daha üstün olanın önüne geçirilmesi vacip değildir.
 

Son olarak, bizler kendimiz için, devlet cemaati hakkında konuşmanın dışında hiçbir işle meşgul olmadan beklemekten razı olmayız. Düşmanlarımızın konuştuğumuzda konuştuklarımızla sevinmesinden hoşnut olmayız. Ya da zanların onları bizimde onların saflarında olduğumuza ve onlar gibi -devlet cemaatine karşı değil- hakiki İslami hilafet devletine karşı olduğumuz düşüncesine götürmesinden hoşlanmıyoruz. Bu kimselerin yazdıklarımıza sevinmelerini istemiyoruz. Bizler onlar için yazmıyoruz. Aramızda bir ittifak ya da ortak çıkarlarımızla ilgili bir bağın bulunmasından Allah’a sığınırız. Söylediklerimizi ve yazdıklarımızı bize gerekli kılan, taşımış olduğumuz ilim ve tebliğ emaneti, hak sözün söylenmesi, ehlinin ve cemaatlerinin desteklenmesidir. Bundan sonra sözlerimizden hoşlanan ya da nefret edenlerin ve nefsi hoşnut olanların ya da boğazı düğümlenenlerin bulunmaları bizi ilgilendirmez. Eğer insanların bizlerden razı olmalarını arıyor, yazdıklarımızda veya söylediklerimizde öncelik, kayırma ve övgüyü gözetiyor olsaydık, devletin dalgasına binerdik ve onlarda bizi uçulacak her yere uçurur, bizi omuzlar hatta bulutlar üzerine kaldırırlardı. Ancak bizler hakkın desteklenmesini bunun önüne geçirdik ve ne kadar zor ve meşakkatli de olsa onun dalgasına binmeyi, -bizleri toprağın altına koysalar da veya başımızı kurşunla yarıp içindekileri çıkarsalar da- ondan asla ayrılmamayı ya da onu terk etmemeyi tercih ettik!
 

Lakin çıkmaz, devlet cemaatinin, başlarının ve sözcülerinin her gün önümüze çıkmaları ve bizi onlara reddiye vermeye mecbur etmeleridir. Eğer bu durum olmasaydı, bir açıklama ve onun teyidi ile yetinirdik. En azından benim tarafımdan devlete karşı ilan edilmiş bir savaş yoktur. Bu sadece haktır, onu destekliyor ve ihtiyaç anında görüşlerimizi açıklıyoruz. İhtiyaç anında beyanın ertelenmesi caiz değildir. Her seferinde bizi buna mecbur eden onlardır ve sessiz kalmamız mümkün olmamaktadır.

Allah’ım senden hidayet, doğruluk, sebat ve güzel son diliyoruz. Nebimiz Muhammed’e, ailesine ve tüm ashabına salat ve selam olsun."

 

Ebu Muhammed El-Makdisi

13 Ramazan 1435

tercüme: incanews

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
18 Yorum