1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. PKK medyasının çelişki ve yalan pratiği
PKK medyasının çelişki ve yalan pratiği

PKK medyasının çelişki ve yalan pratiği

Yalan haber servis ederek tetikçilik ve hedef göstermeyi usul haline getiren PKK medyası son senaryosunda kötü çuvalladı.

A+A-

Davet ve eğitim çalışmaları ile bilinen mescid ve kitapevlerinin hayali itirafçılarla hedef gösterildiği haber neresinden tutulsa elde kalacak vaziyette.

Yalan haber hazırlarken dahi kısa bir ön araştırma zahmetine katlanmayan, İslami camiayı az da olsa tanıyan herkesin bu kadar da olmaz diyeceği yalanlanlara imza atılmış.

Haberde fiyasko sayılabilecek ilk nokta IŞİD ile Hizbuttahrir'i yanyana getirmek olmuş. Hiçbir zaman birbirlerini sevmemiş, derin itikadi farlılıklar arz eden iki oluşum bir yapıymış gibi bir yalana veya ahmaklığa düşülmüş. Aynı şekilde Ebu Hanzala mescidine vurgu yapmaya çalışırken bu sefer , söz konusu mescide Hizbuttahrir mescidi denilerek ikinci bir yalan/yanlışa imza atılmış.

Haberde önemli olan ikinci nokta belli mekanların adının tekrarlanarak hedef gösterilmesi. Hedef gösterilen mekanlarda bahsi geçen iddialarla ilgili en ufak bir delil kırıntısı olmamasına rağmen kesin yargılara varılmış.

Paralelcilerin ürettiği gizli tanık misali hayali bir itirafçı üzerinden bu kadar iddialı konuşan ve son noktayı koyan PKK medyasının ahlaksız haberciliği bir metod haline getirdiği bir kez daha görüldü.

Son olarak çok kısa sürede bir çok izlenim edinen hayali itirafçının beyanatlarında PKK jargonunu kullanması ayrı bir çelişki olarak haberde sırıtıyor. Cihad sahaları için kullanılan muasker, ketibe gibi tabirler yerine "alan" ifadesini kullanması, bir suçun tekrar etmesini "aynı pratikliği sergilemek" olarak nitelendirmesi hemen dikkat çekiyor.

İşte ilgili haber;

TC-IŞİD-Hizbulkontra Kürde düşmanlıkta ortak

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD), başta Diyarbakır olmak üzere birçok kentte dergah ve kitap evleri vasıtasıyla kurduğu ağ ile birçok kişiyi sınırdan geçirerek Suriye’nin Suluk kentine gönderdiği ortaya çıktı. İsminin açıklanmasını istemeyen bir IŞİD üyesi, IŞİD’in Hizbul-Tahrir örgütü adına açtığı dergahlar vasıtasıyla eleman kazandığını belirterek, kendisinin de bu dergah ve kitap evleri sayesinde IŞİD’e katıldığını, Suriye’ye götürüldüğünü belirterek, “Oryıl’ın arkasındaki Ebu Hanzela Mescidi’ne uzun bir süre takıldıktan sonra IŞİD’e katıldım. Çok zor şartlar altında köle gibi insanları kullanıyorlardı. Bunlara dayanamayarak alandan ayrılmak istediğimi onlara söyledim. Sonra bana ‘Git Diyarbakır’da faaliyet yürüt’ dediler” dedi.

Ortadoğu’da Suriye, Irak, Filistin ve Lübnan ülkelerini de kapsayacak bir şekilde şeriat devleti kurmak amacıyla bir araya gelen ve uluslararası güçler tarafından desteklenen kanlı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) çetelerinin Diyarbakır’daki yapılanma ağı açığa çıktı. İlk olarak El Kaide’ye bağlı olan, ancak daha sonra ayrılan ve Rojava’da yaşanan devrimi boğmaya dönük kanlı saldırılarda bulunan IŞİD, 10 Haziran’da Irak’ın Musul kentini ele geçirerek adını duyurmuştu. Burada Irak ordusundan ele geçirdiği silahlar ile Irak’ın Başkenti Bağdat’a doğru ilerleyen IŞİD, Suriye’nin Rakka kenti üzerinden geçirdiği ağır silahlar ile 2 Temmuz’dan itibaren Rojava’nın Koban’ê Kantonu’na karşı saldırılar başlattı.

IŞİD’in Kobanê Kantonu’na yönelik saldırıları devam ederken, IŞİD’in başta Diyarbakır olmak üzere birçok kentte bir ağ kurduğu ve bu ağ ile eleman kazandığı ortaya çıktı. Ağırlıklı olarak Kürdistan’ın Bingöl, Van, Muş, Adıyaman, Antep, Diyarbakır, Urfa ve Mardin kentleri üzerinden örgütlenmesini sağlayan IŞİD, birçok kentte dergâh ve kitap evleri açarak buraların üzerinden kendisini çekim merkezi haline getirmeye çalışıyor. “Hücre” tarzı örgütlenmeye de sahip olan çete örgütü, özel milisler vasıtasıyla Suriye’nin Suluk kentine insan akışı sağlıyor.

Daha önce IŞİD çeteleriyle birlikte aktif çalışmalarda yer alan ve güvenlik gerekçesi nedeniyle isminin verilmesini istemeyen IŞİD üyesi yurttaş, IŞİD’in Diyarbakır’daki faaliyetleri başta olmak üzere Suriye’nin Cerablus kentinde kaldığı süre boyunca yaşanan insanlık dışı ve vahşet uygulamaları anlattı.

Hizbul-Tahrir örgütüne bağlı dergâhlar Bağlar’da
Ankara’da askerlik yaptığı yıllarda aynı kışlada bir grup cemaat üyesi ile tanıştığını söyleyen yurttaş, tanıştığı grubun oldukça sıcak ve samimi davranışları olduğunu ve bu davranışlardan sürekli etkilediğini dile getirdi. Kendisinin Diyarbakır’dan geldiğini duyan cemaat üyelerinin kendisine daha çok ilgi gösterdiğini ve bu ilginin her geçen süre daha çok arttığını dile getiren yurttaş, askerde edindiği arkadaşlarının verdiği ilişki üzerinden cemaat üyelerinin gidip ilişki kurması için, “Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde bulunan Oryıl’ın arka tarafındaki Hizbul-Tahrir örgütüne bağlı Ebu Hanzela Mescidi’nin adresini” verdiklerini söyledi.

Dergâh sohbeti: Allah yolunda savaşmak mubahtır
Askerliğini bitirdikten sonra sürekli olarak mescide gidip geldiğini ve sayısız kez çeşitli sohbetlere katıldığını aktaran yurttaş, “Sohbetler oldukça kalabalık geçiyordu. Ağırlıklı olarak Allah yolundaki cihat anlayışını anlatıyorlardı. Allah yolunda her kim olursa olsun savaşır diyerek, bizden olmayan herkese karşı savaşmanın mubah olduğunu anlatıyorlardı” diye konuştu.

‘Askerler sınırdan çekildi’
Uzun bir süre Diyarbakır’daki cemaat üyeleriyle faaliyet yürüttükten sonra 7 kişilik bir grupla IŞİD’e katılma kararı aldıklarını kaydeden yurttaş, şunları söyledi: “İlk olarak Urfa’nın Siverek ilçesine oradan da merkeze geçtik. Urfa merkezde bizi alan grubun başını Hubeyt kod adında birisi çekiyordu. Merkezden bir grup IŞİD üyesi bizi karşıladı. Gün boyu bizimle onlar ilgilendi. Daha sonra arabayla sınıra geldik. Sınıra yakın bir noktada bir süre bekledikten sonra sabah namazına yakın bir saatte askerlerin sınırdan çekildiğini gördük.”

‘Yeni katılanlar Suluk kentinde kayıt altına alınıyor’
Askerlerin bilinçli olarak kendilerine yardımcı olduklarını söyleyen yurttaş, askerlerin çekilmesinin ardından harekete geçtiklerini ve sınırın öte yakasında ilk olarak gittikleri yerin Suriye’nin Suluk kenti olduğunu dile getirdi. Suluk’un Türkiye sahasından getirilen yeni IŞİD üyelerinin ilk toplanma yeri olduğunu belirten yurttaş, “Suluk kentine Araplar başta olmak üzere İngilizler, Azeriler yani dünyanın her yerinden insanlar getiriliyor. Yeni kimlikleri ve kayıtları burada yapılıyor” dedi.

‘Köylerde bizden değildir diye insanlar öldürülüyordu’
Cerablus’ta 500′e yakın IŞİD çetesinin konuşlandığını aktaran yurttaş, burada yeni gelen bir kişinin kendi isteğine göre askeri eğitimlerin verildiğini kaydetti. Aynı alanda özel bomba ekiplerinin de yetiştirildiğini söyleyen yurttaş, “Örneğin birisi kendini intihar eylemcisi olarak yazdırıyor. Ona göre kendisine eğitim veriliyor. O kişiye her şeyi öğretiyorlar” diye konuştu. Kendisinin de silah eğitimi aldığını söyleyen yurttaş, “Vücudun dinç kalması için sabah namazının ardından spor yapardık. IŞİD tarafından ele geçirilen köylerde atış serbestti. Bizden değillerse düşmandır diyerek insanlar öldürülürdü” dedi.

‘Kadınlar Türkiye’den tercih ediliyor’
Cerablus’ta kadınlarında bulunduğunu, fakat kadınları kendilerine eş yapmak için getirdiklerini söyleyen yurttaş, bir çete üyesinin dört kadını kendisine alma hakkı olduğunu ve kadınların özellikle Türkiye’den tercih edildiğine dikkat çekti. Ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden kadınlarla yazıştıklarını, bu şekilde kandırıp kendi yanlarına gelmelerini sağladıklarını dile getiren yurttaş, “Rojava Kürtleri için onların katli helaldir, namusları helaldir diyorlardı” dedi.

‘Git Diyarbakır’da faaliyet yürüt’
Bir süre Suluk kentinde kaldıklarını ve hemen ardından Suriye’nin Cerablus kentine doğru yola çıktıklarını aktaran yurttaş, Cerablus’ta başından geçenleri şu sözlerle ifade etti: “Çok zor şartlar altında köle gibi insanları kullanıyorlardı. Bunlara dayanamayarak alandan ayrılmak istediğimi onlara söyledim. Bunun üzerine bana karşı özel bir muamele gelişti. Benim ne gitmeme izin veriyorlardı ne de aralarına alıyorlardı. Daha sonra onlarda anladılar benim orada yapamayacağımı. Sonra bana ‘Git Diyarbakır’da faaliyet yürüt’ dediler. IŞİD’in kendine özgü mahkemeleri vardır. Eğer çok ciddi anlamda bir suç işlemişsen seni o mahkemelerde yargılıyorlar. Cezan ise, suçun oranına göre değişebiliyor. Örneğin sigara içtiğini gördüklerinde sana 10 defa kalın bir sopayla vuruyorlar. İkincisinde ve sonralarında aynı pratiği sergilediğinde iki katı gerekirse üç katına çıkıyordu cezan.”

Diyarbakır’a tekrar geri döndükten sonra Cerablus’ta gördüklerinin kendisinde ciddi bir kırılmaya vesile olduğunu söyleyen yurttaş, zorunlu olarak bir süre milis faaliyetlerine dâhil olmak zorunda kaldığını belirtti.

’16 yaşında bir çocuğu IŞİD’e gönderdim’
Çalışmalara başladıktan kısa bir süre içerisinde Bingöllü 16 yaşında bir genci IŞİD’e gönderdiğini ve gönderdiği çocuğun ailesinin kendisine ciddi anlamda sorunlar yaşattığını kaydeden yurttaş, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Batıkent’in orada boş bir arazide aileyle görüştüm. Tabi çocuğun babası ikide bir elini beline atıp ‘Seni vururum’ diyordu. Sonra bizim cemaatten bir grup olayı duyup geldiler. Beni alıp alandan uzaklaştırdılar. Daha sonra çocuğunu gönderdiğim ailenin cemaatin üzerine çok gittiğini öğrendim. Cemaat adam göndermiş benim için içeriye ‘Gidin o çocuğu bulun getirin’ diye. O taraftakilerde demiş ki bu çocuk eğitimdedir eğitimden çıksın o zaman alacağız onu. Ondan sonra ne oldu bilmiyorum.”

‘Sen oralarda ölseydin cenazeni bile gelip almazdık’
Günler geçtikçe yaşadıklarından duyduğu rahatsızlığın katmerleşerek arttığını anlatan yurttaş, daha sonra kendileriyle tümden ayrılmak için görüştüğünü ve bu görüşmenin sonuçsuz kaldığını söyledi. Çözümü tamamen kaçmakta bulan yurttaş, eski bir çocukluk arkadaşının yanına gelerek durumu kendisine anlattığını, onunda kendisini Ağrı’da bulunan bir arkadaşının yanına gitmesi gerektiğini söylediğini dile getirdi. Bu süreç içerisinde ailesinden de tepki alan yurttaş, “Babam yüzüme tükürdü nasıl böyle bir şey yaptın diye. Sen oralarda ölseydin cenazeni bile gelip almazdık dediler” diye ailesini gösterdiği tepkiyi dile getirdi.

Kitap evinde örgütlenme
Bir süre ne dergâha ne de cemaat buluşmalarına gitmediğini dile getiren yurttaş, “Bir kaç sefer küçük bir çocuğu ailemin evine gönderdiler. Bu insanlar bu tür durumlarda kendilerini çok fazla göstermezler. Ben ordayken de aileme dedim. Bakın bunlar benim peşimi bırakmıyor. Bağlar Dörtyol’da Tevhit Kitapevi diye bir yer var. Gidin oraya onlara söyleyin benim peşimi bıraksınlar dedim.” (DİHA)

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum