1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. "Sınırımız da İslam Devleti'ni istemiyoruz"
"Sınırımız da İslam Devleti'ni istemiyoruz"

"Sınırımız da İslam Devleti'ni istemiyoruz"

Başbakan Davutoğlu, Amerika'nın planındaki güvenlik tedbirlerinin gerekli ve doğru olduğunu ama bölgeyi teröristlerden ve radikallerden temizlemek adına yeterli olmadığını savundu.

A+A-

Başbakan Ahmet Davutoğlu, katıldığı bir televizyon programında  gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

''ABD Başkanının açıkladığı yeni bir takvim var, buna ilişkin Türkiye'den beklentiler var, IŞİD meselesinde gelinen nokta nedir, Türkiye, bu koalisyonun neresinde olacak'' sorusu üzerine Davutoğlu, hareketli günler yaşandığını, tarihin çok hareketli aktığını, zamanın hareketli bir devinim içinde olduğunu söyledi.

Geciken adaletin, gerçek niteliğini kaybetmesi gibi uluslararası toplumda geciken tedbirlerin daha büyük devasa problemlerini beraberinde getirebildiğini ifade eden Davutoğlu, kendilerinin 4 senedir Suriye bağlamında ortaya çıkan gelişmeler çerçevesinde bütün mütteffikleri ve bölge ülkelerini bir konuda harekete geçirmeye çalıştıklarını ifade etti.

Davutoğlu, şöyle konuştu:

''Bu bölgede yapılar çok kırılgan, bir kere sarsılmaya başlarsa deprem fay hatlarıyla diğer yerlere de süratle yayılır. Eğer bunu kontrol altına tutmak icap ediyorsa ki icap ediyor, Suriye krizinin bir an önce çözülmesi lazım. Çünkü Suriye, Suriye belki doğal kaynaklar bakımından değil ama stratejik bakımdan bölgenin en önemli bölgesi. Neden? Bir yönüyle Irak'a bir taraftan komşu, bir taraftan Lübnan'a komşu, bir taraftan Filistin ve İsrail'e komşu. Diğer taraftan Türkiye ve Ürdün var. Bu üç komşunun, üçü de birisi etnik ve mezhebi bakımdan çok yapılı Irak gibi, Lübnan gibi. Filistin'de de zaten bir işgal ve süregiden bir uluslararası bir problem."

Kriz kontrol edilmezse, daha ciddi tehlikelerle karşılaşabiliriz

"Başta önce Esed'e anlatmaya çalıştık 8-9 ay, dinlemedi anlamadı. Zannetti ki dünya hala, bölge hala 80'li 90'li yıllarda babasının demir yumrukla ezdiği, Hama, Humus dönemlerinde yaşıyor, yani 1982 yılında Soğuk Savaş şartlarında. Neredeyse yalvardık, ' bu gidişat kötü, ülkenizle ilgili çok ciddi sıkıntılar var, hepimiz etkileniriz, şu reformları yapın'. 6-6.5 saat hep bunları konuştuk. Dinlemedi bizi çok ciddi zulümler ortaya çıktı.''

İslam Devleti ve diğer cihad grupları için bölge aktörlerini uyardık

Diğer ülkelere ''eğer bu rejim durmazsa radikalleşme artacak" uyarısında bulunduklarını bildiren Davutoğlu, bunu, hem İran ve Rusya gibi  Suriye'nin dostu ülkelere anlattıklarını hem de eskiden beri Suriye'yi eleştiregelen ve kendilerinin Suriye ile geliştirdikleri iyi ilişkileri eleştiren başta ABD olmak üzere Batı ülkelerine anlatmaya çalıştıklarını kaydetti. Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ama hep İran ve Rusya kanadı 'Nasıl olsa Esed rejimi kontrol altına alır durumu, biz de müttefik kaybetmeyiz' diye düşündüler. Diğer ülkeler ise bir müddet görelim. Bir müdahale, zaten ABD müdahale yorgunuydu Irak dolayısıyla. Avrupalıların da bölgeye ilgisi çok sınırlıydı. Ve Türkiye tek başına neredeyse feryat etti. Her toplantıda, her yerde. Bugün Sayın Kerry ile de (ABD Dışişleri Bakanı John Kerry) tekrar konuşmamız esnasında bütün o serencamı paylaştık. Her yerde bunu anlattık. Çünkü biz biliyoruz bölgeyi. Bölgede eğer devlet yapıları çözülürse etnik ve mezhep kimlikler öne çıkar. Etnik ve mezhep kimlikler öne çıktığında yabancılaşanlar, kendilerinin dışlandığını hissedenler,  radikalleşmeye yönelir. Ve nitekim maalesef  olan, Suriye'de yüzde 12'lik bir sınırlı bir azınlık, geri kalan hükmetmeye çalışınca ve onlara her türlü baskıyla gelince bir mezhep çatışmasına dönüştü.''

''ABD'nin Irak'ta bıraktığı silahlar IŞİD'in eline geçti''

Irak'ta Maliki için çok eleştirildiklerini hatırlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:''

''O zaman Sayın Başbakanımız, Sayın Cumhurbaşkanımızın uyarıları, dünya önünde uyarılar yaptı. İçeride ne kadar eleştirildik. Kılıçdaroğlu, kalktı gitti Bağdat'a, Maliki'nin elini sıktı, sırf bizi rahatsız etmek için. Ne oldu? Sonunda  Maliki'nin o politikaları, Irak ordusunun Musul'dan her şeyi bırakarak kaçmasına yol açtı. Her şeyi bırakmanın önemi şu: bıraktığı şeyler IŞİD'in eline geçti. Bütün dost ülkelere muhalefeti destekleyelim derken, 'ya muhalefete giden silahlar başka ellere geçerse' diye haklı bir kaygı var. Ama şimdi Amerika'nın Irak'a bıraktığı silahlar, külliyen, topluca en sofistike silahlar, IŞİD'in eline geçti. Burada, altını küremediğiniz zaman, problemi zamanında çözmediğiniz zaman bir sonraki döneme alacağınız tedbirin çıtası yükseliyor. Maalesef bugün böyle bir durumla karşı karşıyayız''

''Biz sınırımızda İslam Devleti ve mücahitlerini istemiyoruz''

Şer'i kurallara dayalı İslami bir yönetimin büyük tehdit olduğunu vurgulayan Davutoğlu, ''Biz sınırımızda herhangi bir terör yapılanması,  radikalleşme istemeyiz. Ama bunun sebeplerine inmedikçe ve bunun sebepleri ortadan kaldırılmadıkça, bir grubu tasfiye edersin, başka bir grup çıkar'' dedi.

"Sünni kesimin İslam Devleti sevgisi engellenmeli"

Herhangi bir radikalleşme eğilimine karşı kabul göstermeyi, tepki almayı geliştirmeyi doğru gördüklerine değinen Davutoğlu, ama bunu siyasi bir tutarlı yaklaşımın da bütüncül bir parçası kılmak gerektiğini dile getirdi.

Her ne olursa olsun İslam Devleti veya başka isimlerle şer'i bir düzen kurmak isteyenleri önlemenin yolunun güvenlik tedbirlerinin yanında, içselleştirilmiş bir siyasetin Suriye, Irak ve Lübnan'da egemen kılmak olduğunun altını çizen Davutoğlu, şunları belirtti:

"Eğer bu mezhepçi tutum Irak'ta, Suriye'de, Lübnan'da devam ederse siz İslam Devleti'ni tasfiye etseniz İKİD çıkar, başka bir şey çıkar, EŞİD çıkar. Bunun nihai çözümü, siyasal olarak da o bakımdan Sayın Obama'nın söylediği şey doğru, 'Sünnileri kazanmadan bu mücadele başarıya ulaşamaz.' Çünkü eğer Irak ordusu ya da Suriye ordusu, İslam Devleti'ne karşı savaşırsa bu savaş, Irak ve Suriye ordusunun hemen hemen tamamıyla Sünni ve Nusrai bir ordu haline dönüşmüş olması dolayısıyla mezhep çatışması gibi görünür. Kimse Musul'da artık Irak ordusuna, Irak ordusunun yapısı değişmedikçe kendi ordusu gibi bakmıyor. Sıkıntı burada zaten. Ulusal ordu ortadan kalkmış. O zaman yapılması gereken, daha kapsamlı bir strateji ile bütüncül bir şekilde ve bütün bu alanda etkili bir politika yürütmek."  

"Kendi tutumumuzda bir eksiklik ve yanlışlık görmüyorum"

"Amerika'nın şu anda ortaya koyduğu perspektif, sorunun çözümü için sizce yeterli görünmüyor mu?" sorusunu yanıtlayan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Bir şekilde güvenlik tedbirleri gerekli ama düzen kurmak için yeterli değil. Düzen kurmaktan kastım, siyasal istikrarı temin etmek için. Hele hele bazı yerlerde, şu gibi bir kanaat var ki bu başka bir felaketin önünü açmak. NATO Zirvesi'nde bunun dile getirildiğini duyduk, bunu muhataplarla da paylaştık; 'IŞİD'i yok etmek için Esad ile işbirliği yapalım.' Bu ne demek biliyor musunuz? Bütün o şu anda muhalefeti, IŞİD'e kaymamış ılımlı muhalefeti bile IŞİD'e itmek demek. Esad ile işbirliği yapıldığını bildiği anda Özgür Suriye Ordusu bünyesindeki ve IŞİD'den de hoşlanmayan, hatta nefret eden kesimleri dahi oraya doğru itmek anlamına gelir. Ortadoğu halkları, artık iki kötüden birini tercih etmek gibi bir kaderle karşı karşıya bırakılmamalı. Niye iyi bir alternatif olarak ortaya koyamıyoruz?" 

"Bu bölge, bütün bu kısır ve tarihle mütenasip olmayan bütün akımlardan arınacak"

Davutoğlu, "Diyorlar ki; Osmanlı, 1. Dünya Savaşı'nı müttefiklerini kaybettiği için kaybetti. Şimdi de bizim dış politikamız, iyi sonuçlar vermediyse bunun sebebi, sorumlusu bizim müttefiklerimizin hatalarıdır. Bu mudur sizin de değerlendirmeniz?" sözleri üzerine, sürecin daha bitmediğini, "İyi sonuç vermedi" demek için erken olduğunu söyledi. Davutoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Bizim politikamızın doğruluğu bugün nasıl Irak'ta ortaya çıkmışsa nasıl Suriye'de... Daha çok çıkacak ve bu süreç devam ediyor. Biz, bu bölgede herkesin onurlu bir şekilde yaşadığı, kimsenin kimseye adı, etnisitesi, mezhebi üzerinden bir zulüm yapamadığı, özgürlük ve güvenlik dengesinin sağlandığı ve bütün halkların iç içe geçmiş şekilde yaşadığı bir bölge hayal ediyoruz. Hayal değil ama bu. Bu, stratejik hedefimiz, bunu gerçekleştirmek... Göreceksiniz, öyle veya böyle, bugün veya yarın, geçmişte birçok medeniyetlere beşiklik etmiş olan bu bölge, bütün bu kısır ve tarihle mütenasip olmayan bütün akımlardan arınacak kendi geleceğini kendisi inşa edecek ama bu, zor ve çileli olacak. Bunu hepimizin bilmesi lazım." 

"Suudi Arabistan'daki bildiriye Türkiye imza atmadı ve Amerika'nın ne istediği aşağı yukarı belli, Türkiye'den ya da koalisyona katılacak ülkelerden. Ne verme durumunda Türkiye? Kerry, istediklerini duyarak mı ayrılıyor Türkiye'den?" sorusunu yanıtlayan Davutoğlu, "Amerika'nın ne istediği ne kadar belliyse bizim niçin imza atmadığımız da o kadar açık ve bellidir. Bunun için Arif'e tarif gerekmez. Bunu da herhalde herkesin bildiğini ümit ediyorum. Bunun için çok detaylı analize girmek, niçin imza atmadığımızın gerekçesine de zarar verir" diye konuştu.

"Herkesin bir insan canı için, kutsal bir insan hayatı için susması gereken anlar vardır"

İnsani yardımlar konusunda Türkiye'nin elinden geleni yaptığını ama Türkiye'nin gözönüne alması gereken başka faktörler olduğunu anlatan Davutoğlu, şu görüşleri dile getirdi:

"Gerçekten benim yine tahmin etmekte zorlandığım ve karşılaştığım için derin hayal kırıklığı yaşadığım hususlardan birisi bu konu. Niye biliyor musunuz? Amerikalı rehineler 2 yıldır oradalar neredeyse ve bunlar gazeteci ama onların gazeteci arkadaşları, onların orada olduğunu ilan etmediler, yazmadılar. Amerikan kamuoyu, bunu paylaşmadı. Her gün Amerika'da kongrede yönetim muhalefetleri çıkıp da bunu gündeme getirmediler. Bunun için sert tartışmalar yaşanmadı. Yönetimi bu konuda açıklama yapmaya zorlamadılar, iki vefat olmasına rağmen hala zorlamıyorlar. Niye biliyor musunuz? Çünkü biliyorlar ki bu insani durum, hassasiyet gerektirir. Herkesin konuşması gereken anlar vardır, herkesin bir insan canı için, kutsal bir insan hayatı için susması gereken anlar vardır. 3 aydır bütün uyarılarımıza rağmen, bugün gelen TÜSİAD heyetine basın özgürlüğü ve bu konuları açtığında kendilerine de söyledim, basın özgürlüğü veya eleştiri bir haktır ama bunun da bir etik sınırları var. Başka bir insanın hayatı sözkonusu olduğunda dikkatli davranılmazsa bir insan hayatından daha aziz olan bir başka özgürlük olabilir mi?"

Son 3 aydır kendilerinin her gün açıklama yapmaya zorlandıklarına dikkati çeken Davutoğlu, "Hala geçen gün Meclis'te eski bir diplomat sorumsuzca bunu gündeme getiriyor, sorumsuzca. İsteniyor ki biz açıklamada bir takım şeyler söyleyelim ve karşılığında rehinelerimiz zarar görsün. Bundan memnun mu olunacak? Beni bu sorumsuzluk ve muhalefetin duyarsızlığı gerçekten üzüyor, basında da bazı duyarsızlıklar. Nihayetinde herkes bunun sebebini biliyor. Ben Anadolu'ya gittiğimde ailelerle bazen bir araya geldiğimde onlar anlıyorlar onu; neyi, niçin yaptığımızı. Bunu gerçekten anlamakta zorluk çekiyoruz" değerlendirmesinde bulundu. 

"Birinci öncelik o canlarımızın, ailelerine en kısa zamanda kavuşması"

"Bir aşamada, o ne zamansa sizce ne zamandır, onu sormak isterim size. Ne zaman bu iş niye başımıza geldi, niye Türkiye bu durumda kaldı, niye insanlarımız bu durumda kaldı? Bunu sorgulayacağımız..." demesi üzerine Başbakan Davutoğlu, sorgulamanın her zaman mümkün olduğunu dile getirdi.

Davutoğlu, olayın yaşandığı gün bunu kendi içlerinde sorguladıklarını belirterek, "Nerede, kimler herhangi bir yanlışlık veya yanlış değerlendirme yaptı mı?" diye Bakanlıkta bütün ekibini toplayarak, bunu sorguladıklarını anlattı.

Belli önceliklerin olduğuna işaret eden Davutoğlu, "Birinci öncelik şu anda o kardeşlerimizin, o canlarımızın ailelerine en kısa zamanda kavuşması. Yapabileceğimiz ne ise bunu yapacağız. Daha önce öyle olaylar yaşadık ki Afganistan'da uzun bir kaçırılmadan sonra ailesine ve kaçırılan kod adı 'mühendis' diye bildiğimiz bir vatandaşımıza susması telkin edildi. Anadolu insanları, sustular, devlete güvenip sustular. 1,5 yıl sonra, ben her gün takip ediyordum her türlü araçla Afganistan'dan, giden elemanlarımıza 'ne zaman geliyor mühendis' diye... Geldi mühendis, evine de döndü. Gerçekten 'mühendis' değil, kod adı böyleydi. Şimdi beklediğimiz tek şey şu: Sorumluluk içinde davranılması. Tutup da 'IŞİD ile bu konuda şu müzakereler yürütülüyor' diye ortalığı asılsız haberlerle velveleye verdiğiniz zaman, bunları bu konuda hassasiyet göstermek için devlet adamı olmaya gerek yok, bu olayları çok yakından takip etmeye de gerek yok. İnsan olmak yeter, insan olmak ve empati yapmak, onlar yerine düşünmek, onların aileleri yerine düşünmek yeter ama maalesef devlet adamı olma iddiasındakiler dahi bu konuda insani bütün duyarlılıktan uzak davranıyorlar" diye konuştu.

Davutoğlu, sabırla beklenilmesi gerektiğini vurgulayarak, her türlü tedbiri alacaklarını, ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti.

Obama'nın İslam Devleti stratejisi

Davutoğlu, Obama'nın açıkladığı İslam Devleti ile savaş stratejisini yeterli bulup bulmadığına ilişkin bir soru üzerine, bunun, stratejinin ne kadar kuşatıcı ve sadece güvenlik parametreleri değil, siyasal parametreleriyle desteklenip desteklenmediğine bağlı olduğunu vurguladı. 

Sahipsiz kitlelere sahip olabilecek ve onların sözcüsü olabilecek insanlara meşru yollar açılması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, "Meşru yoldan kasıt, Suriye rejimi eğer devlet olarak devam edecekse yüzde 12'lik bir kesimin elinde olarak; bu yüzde 12 Sünni de olabilirdi, diğerleri Şii olurdu hiç önemli değil, o zaman da Sünniler idare edemezdi Suriye'yi. Siz, hala 'Bu yüzde 12'lik yapı bütün istihbaratı, bütün orduyu, bütün devleti kontrol edecek, diğerleri de parya gibi yaşayacak' derseniz, bu sürmez artık" diye konuştu. 

Davutoğlu, 1980'li yılların Baasçı, tek partici, baskıcı yöntemlerle yaşayan rejimlerinin bittiğini belirterek, "Ne Hafız Esad, Nusayri olarak bunu sürdürebildi ne de Saddam Sünni olarak sürdürebildi. Burada Sünni olmak, Şii olmak, Nusayri olmak önemli değil, önemli olan siyaset yöntemi. Halka barışık olmayan rejimlerin başına gelecek olan budur. Bu strateji, bu boyutu da kapsarsa olur. Ama 3 sene önce Amerikalıların Irak'tan çekildiği gibi 'Çekilelim, şimdi de IŞİD'i ve radikal grupları tasfiye edelim, sonra ne olursa kendi haline bırakalım' denilirse, işte o zaman başka yapılar çıkar. O gider başkası gelir ve biz hala bununla boğuşur oluruz" görüşlerini dile getirdi. 

"Türkiye yeniden kilit bir aktör konumuna mı geldi?" sorusuna, Davutoğlu "Kesinlikle" yanıtını verdi. 

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin "IŞİD planına Türkiye'nin katkısı ne olacağı daha sonra netleşecek" açıklamasına ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:

"Bizim bölgede ne yapılması gerektiği hususunda zihnimiz her zaman net ve berrak oldu. Hiçbir zaman herhangi bir ziyarette de bu netlik, bu berraklık ne arttı ne eksildi. Tabii istişarelerle gelişiyor ama zihnimiz hiçbir zaman flu olmadı. Bundan bir sene önce ne kadar netse, şimdi de bildiğimiz şu: Eğer ortak bir çaba gösterilmez ve bölge halkları kazanılmazsa, Irak'ta, Suriye'de, bugün almadığımız tedbirler yarın daha büyük felaketlere yol açar. Geçmişte almadığımız tedbirlerin bugünkü felaketlere yol açması gibi. Onun için hepimizin, bütün aktörlerin tam bir duyarlılık içinde, ihtilafları da bir kenara koyarak, ortak tehditleri ve bölge istikrarını yok eden unsurlara karşı geliştirilecek politikaları birlikte geliştirmemiz lazım." 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum